Rumelifenerinden Kilyos’a: Dikkat Çocuk Çıkabilir!


Bu sabah Alper’le Rumelifeneri’ne gitmeye karar verdik. Fener civarında gezmeyi planlarken kendimizi gün sonunda Kilyos’ta bulduk. Beklediğimizin de ötesinde bir doğa macerası yaşadık!

11.30 civarında Beşiktaş’tan önce Sarıyer’e, oradan da Rumelifeneri’ne iki otobüsle gittik. İstanbul’un kuzeyini tanımak isteyenler için bu otobüs yolculuğunu öneririm. Kendinizi şehrin ortasından bir anda ormanların içinde, sonrasında da hırçın Karadeniz’in kıyılarında bulacaksınız. Yol düşündüğümden kısa sürdü, 12.30’da Rumelifeneri’ndeydik.

Meyveleri iyice büyümeye başlamış kestane ağaçlarını ve nemli ormanlarla özdeşleştirdiğim eğreltiotlarını Sarıyer’den itibaren gördüğünüzde benim gibi şaşırabilirsiniz. Bu mevsimde sizi şaşırtacak bir başka şeyse yol boyunca sık sık göreceğiniz mor dikenler.

Rumelifeneri’nin limanında bekleyen çok sayıda balıkçı teknesi vardı. Alper’in uyarısıyla anladım ki balık avına yasak dönemdeyiz. Balıkların üreme, yani büyük bir yaşam mücadelesi dönemi. Yavruların peşinde hali hazırda daha büyük balıklar, karabatak gibi kuşlar vardır. Buna bu zorlu dönemde bir de biz eklenmeyelim!

Kıyının hemen arkasındaki makilik alanlarda göç dönemlerinde farklı kuşlar görülebilir. Temmuzdan itibarense kuşların çoğu tüy değiştirme dönemine girerler. Bu sayede yıpranmış tüylerinden kurtulur, onları uzun yolculuklarında koruyacak tüylere sahip olurlar. Göçe hazırlık yapıldığını söyleyebileceğimiz bu dönemde çok kuş türü görülemeyebilir. Gördüğümüz martıların çoğu gençti. Ayrıca karabatak, kırlangıç, ebabil, küçük karga, leş kargası, serçe, kumru ve tanımlayamadığımız ötleğenler de vardı.

Rumelifeneri’nden sola doğru, kıyı boyunca yürümeye başladık. Buralardaki bitki örtüsü maki; alana fundalar ve meşeler hakim. Bir zamanlar hem Anadolu hem de Avrupa yakasında geniş fundalıklar vardı. Fundalar doğayı Kasım ayında mor renge, Mart ayında ise beyaza boyar ve size eşssiz bir görüntü sunar. Günümüzde bu alanlar ne yazık ki giderek küçülüyor.

Yol kenarındaki böğürtlenlerle, bizim gibi böğürtlenleri yiyen ötleğenlerle ve bu bitkiyi seven kelebeklerle ilgilenirken arıkuşlarını duyduk. “Yakınlarda yuvaları mı var?” derken gerçekten de birkaç adım ötemizde yuvalarını bulduk. Yaklaşık 20 arıkuşu tepemizde sesli sesli dolandı. Hepsinin ağzında yavrularına getirdikleri arılar-böcekler vardı. Biz oradan uzaklaşınca hemen yuvalarına girdiler.

Kelebekler yine kendilerini gösterdiler. Yolumuzun üzerinde Anadolu yırtıkpırtığı, Atalanta, mavi zebra, kutsal mavi, sarı azamet, büyük beyaz melek, küçük beyaz melek, Akdeniz hanımeli ve/ya hanımeli kelebeği, erik kırlangıçkuyruk, melike, pironiya, küçük esmer boncuk vardı.

Marmaracık Mesire Alanı’na varmadan hemen önce, yangına karşı tedbiren açılmış olduğunu düşündüğümüz geniş ve toprak bir yola girdik. Buradaki toprak inanılmaz! Kırmızı ve sarının tonları muhteşem! Bazı yerlerde kendinizi Amerika’nın Büyük Kanyonunda sanabilirsiniz.

Bir süre sonra makilik alanlara çamlar karışmaya başladı. Yol ayrımlarında kıyıya paralel gitmeye çalıştık. Son girdiğimiz yol ayrımında yakınlarında dere olan, nemli bir alanla geldik. Bitki örtüsü değişti. Geniş yapraklı ağaçlar çevremizi sardı. Kaybolduğumuzu düşünmeye başlamıştım ki yol bitti! Önümüzdeki yoğun bitki örtüsü geçit vermez göründü. Geri dönmekse çok vakit alır diye düşünürken yakınımızda bazı sesler duyduk. Neşeli çocuk sesleri!

Alper iyi ki beni dinlemedi ve geri dönmek yerine bu yoğun bitki örtüsünün içine girdi. Oldukça nemli, nispeten karanlık bu yere girdiğimizde bile kelebekler etrafımızda uçuştu. Birkaç adım ötede insanları ve binaları gördük ama oraya ulaşabileceğimizden emin olamadık. Yoğun bitki örtüsünü aşma denememizin sonuncusunda, Rumelifeneri’nden bu yana bir kaç defa karşılaştığımız harika renklere sahip bir örümceğin ağına istemeden zarar verdik.

Uzun uğraşımızın sonunda ormandan çıktığımızda şaşkın gözlerle karşılaştık. Bozuntuya vermeden Kilyos’a giden yolu sorduk ve yolumuza devam ettik. Yolda gördüğümüz erikleri, böğürtlenleri, elmaları, armutları denemekten kendimizi alıkoymadık! Kilyos’a vardığımızda önce biraz dinlendik. Sonra yine önce Sarıyer’e, oradan da Beşiktaş’a iki otobüsle döndük. Rumelifeneri’ne de Kilyos’a da otobüsler çok sık gidiyor. Her iki yere de ulaşım oldukça kolay. Bu rotamızı denemenizi de öneririz.

Tekrar yolun başına dönersek; Rumelifeneri Köyü’nden bir önceki köyün adı Garipçe. Bu köyün girişindeki bir duvarda, hayatım boyunca beni en çok şaşırtan ilk beş şeyin arasında kolayca giriveren bir yazı yazılmıştı. “Lütfen köye yavaş girin. Çocuk çıkabilir!”. Türkiye’de nüfusu giderek yaşlanan birçok köyün aksine burada gerçekten de her köşe başında çocuklar vardı ve rahatça oyun oynuyorlardı! Arabayla giderseniz siz de lütfen köylere yavaş girin.

Çocuk dolu kırsal/doğal alanların artması dileğiyle!

Fotoğraf: Blake Matheson

Reklamlar

Rumelifenerinden Kilyos’a: Dikkat Çocuk Çıkabilir!” üzerine 3 yorum

  1. afrim sana, bunda sonra planlarından bana da bahset istersen yola çıkmadan önce :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s