Platon incir dostuymuş


Her Atina’lı gibi Platon da philosykos, yani incir dostuymuş.

Babamın en sevdiği meyve incir olunca, yaz aylarında evimizden incir hiç eksik olmadı. İncirin yaşını-kurusunu bolca yememizi isterdi. Tadını sevmesek de ilaç niyetine yemeliymişiz, çok faydalıymış. Onun tüm çabasına rağmen incir hiç bir zaman en sevdiğim meyveler arasına giremedi. Meğer ağzımın tadını bilmiyormuşum. Ağustos ortasında Alper’le gittiğimiz Küçükkuyu-Asos arasındaki bir pansiyonda, hayatım boyunca yemediğim kadar incir yedim. Hem de bayıla bayıla!

Kaldığımız pansiyon aslında küçük bir zeytinlik ve koyun-keçilerin ağılıymış. Rahmi amca, eşi, oğlu, gelini ve torunları tarafından pansiyona dönüştürülmüş. Küçük bir sebze bahçesi ve meyve ağaçları var. Ağaçlardan biri tabii ki incir. Varır varmaz pansiyonun cazibe merkezinin işte bu incir ağacı olduğunu fark ettik. Tüm konuklar ağacın etrafında dolanıyor, dalından incir yiyorlardı. Bense önce yiyenleri izledim. Sonra incir ikramlarını birer-ikişer kabul etmeye başladım derken kendimi incir ağacı etrafında dolananlar arasında buldum. Nasıl bulmam? İncirlerden bal damlıyordu bal!

Derler ki: Lidya kralı Kroisos (bilinen adıyla Karun, İ.Ö. 561-546), Pers kralı Kyros’un Lidya’ya saldıracağını öğrenip ondan önce davranmak ister. Kroisos’u bu seferden vazgeçirmeye çalışanlar, Perslerin şarap yerine su içtiğini ve yiyecek incirleri olmadığını söylerler.

Anavatanı Filistin-Suriye olan incir, buradan Anadolu’ya ve Akdeniz ülkelerine yayılmış. Latince adı Ficus caria, Ege’deki Caria (Aydın, Muğla, İzmir) yerleşim alanından kaynaklanıyormuş. Bu bölgelerde asmanın kardeşi olarak adlandırılırmış. Üzüm ve incir, soyluların ve halkın en temel gıdaları arasındaymış. Bu nedenledir ki Kroisos’u “Bak orada incir bile yok, incirsiz ayakta kalınamaz” diyerek kalkıştığı seferden vazgeçirmeye çalışmışlar. Yazık ki, Kroisos’un kimseyi dinlemeyip kalkıştığı Pers seferi Lidya’nın yıkımına neden olmuş. Biz benim incir seferime devam edelim.

Pansiyonun bahçesindeki incir ağacı büyük bir ağaç olmamasına karşın, tüm konukları besledi. Üstüne kış için kovalar dolusu kurutmalık incir de verdi, arta kalanlar hayvanlara yem de oldu. Bahçenin arka tarafındaki incir ağaçlarıysa koyunların özel ağaçları gibiydi. Rahmi amca, bunların meyveleri bir kendi yiyor bir koyunlarına veriyordu. Buna tanık olduğumuz bir sefer, koyunlar bal tatlı incirin tadını alınca çıldırdı ve Rahmi amcanın sırtına çıkıp ağaca uzanmaya çalıştılar. O da bize dönüp, “Bu ilgi mama için. İnsanı da hayvanı da aynı. Mama yoksa ilgi de yok!” diyerek kulağa küpe özlü sözlerinden birini etti. Rahmi amcanın özlü sözleri ayrı bir yazı konusu olur.

İncirleriyle ünlü antik yerleşim alanı Attika’da (Yunanistan), çok değerli olan incirin dışarıya ihracı yasaklanmış. Bu yasağı ihlal edenleri mahkemeye sevk eden muhbirlere sykophantes, yani incir ihbarcısı deniyormuş.

Öğrendiğim kadarıyla incirin dünyadaki en büyük ihracatçısı Türkiye. Çeşidimiz de çok. Kurutmalık incir olarak sarılop ve sarı zeybek cinsleri; sofralık yani taze yemek içinse Bursa siyahı, yeşilgüz, morgüz, göklop, bardakçi, kavak, siyah orak ve beyaz orak öneriliyor. Sofralık inciri, taneler kendini yere bırakmadan yemeli. Kurutmalık incirinse yere düşmesini beklemeli ama yerde fazla kalmadan hemen toplamalı ve güneşe koymalı. İncir, hangi çeşit olduğuna bağlı olarak temmuz sonundan kasıma kadar meyve veriyor. Şanslıyız!

Bu şaşırtıcı ve etkileyicimeyveyi elinize ilk aldığınızda kabuğunun derimsi ve yapış yapış hissini fark ediyorsunuz. Henüz tam olgunlaşmadan koparmışsanız ucundan top top çıkardığı süt elinize bulaşıyor. Bu hisler ilk başta sizi rahatsız edebiliyor. Benim hayatım boyunca yaptığım gibi, bu noktada inciri yemekten vazgeçerseniz siz de ağzınızın tadını bilmiyorsunuz derim. İncir, muhteşem tadını buradan öteye geçenlere veriyor. İster önce kabuğunu soyun, ister ikiye bölün, isterseniz de kabukla beraber ağzınıza atın! Bu bal tatlı lezzet başka hangi meyvede var ki?

Sadece tadı mı etkileyici olan? Yaprakları yokken bile kolayca kendini gösteren bir gövdesi var incirin. Açık gri renkli kabuğu, sık aralıklı boğumlara sahip dalları, çok dallanan yapısı, tepede geniş bir şapka gibi yayılması incirin en belirgin özellikleri. Yaprakları büyük ve parmaklı. Meyvesi, çiçek kılıfının büyümesi ve etlenmesiyle meydana gelen yalancı bir meyve. Meyvenin alt tarafında etrafı pullu bir açıklık var. İncir meyvesini dölleyen ilek sineği/arısı bu açıklıktan giriyor. İncirin dişi ve erkek çiçekleri ayrı ağaçlarda. İlek sinekleri ergenleşinceye kadar erkek çiçekte konaklıyorlar. Ergen hale gelen ilek sineklerinin dişileri, dişi incir çiçeğine gidiyor ve döllemeyi sağlıyorlar. Sonrasını az önce ballandıra ballandıra anlattım.

Yaşken kolay kırılıp eğrilen incir odunu, kuruduğunda meşe gibi sert olur ve kırılmazmış. Bu nedenle incir odunu Antik Yunan’da işe yaramaz bulunurmuş. ‘İncir odunu gibi işe yaramaz’ anlamına gelen ‘sykinos aner’ ifadesinin kaynağı da buymuş.

Yazım uzun oldu ama özünde paylaşmak istediğim şu: İncir kadim dostumuz. Bu aylarda incir ağacı görünce es geçmeyin. Altında dinlenin. Hal hatır sorun. Bal damlatan incirlerin bir güzel tadına varın. Yanınızda fotoğraf makineniz varsa, benim için meyvesinin ve ağacın fotoğrafını çekin lütfen.

Notlarım:

Eğik karakterli yazıların kaynağı, Dost Yayınevi tarafından basılan, Victor Hehn’in Zeytin, Üzüm ve İncir: Kültür Tarihi Eskizleri kitabıdır. Zevkle okuyacağınızı düşünüyorum. Kitapta geçen eski zaman yerleri/isimleri hakkında bilgiyi internette kolayca bulabilirsiniz.

İncir çeşitleri ve bitki özellikleriyle ilgili bilgileri Aydın’da bulunan Erbeyli İncir Araştırma Enstitüsü’nün http:// http://www.erbeyliincir.gov.tr adresinden edindim. Enstitüyü en kısa zamanda ziyaret edebilmeyi umuyorum.

Kullandığım fotoğraftaki incirler, yazımda bahsettiğim incir ağacından, pansiyon sahibi teyzenin çok çalışmış ve hala zarif elleriyle toplanmış incirler. Bir kısmını afiyetle yedim.

Viktor incirle çok özel bir çikolata yapıyor. Adı çikolata, içinde çikolata yok tabii ki. Çok leziz çok! Yemek isterseniz Viktor’u ziyaret etmeniz gerekiyor. Tarifini burada vermeyeceğim. Viktor Küçükkuyu’da…

Bu yazımı babamı ve Banu ile Melike’nin babasını düşünerek yazdım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s