Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 2: Abbasağa@Sonbahar Mevsimi

15 Ekim 2011, Saat: 12.15-12.45, Bulut (Kapalılık) Oranı: 10/10, Yağmurlu, Rüzgar: Karayel, Rüzgar Şiddeti: 6 Beaufort (26 km/sa), Sıcaklık: 12 °C, Gözlemciler: Meltem ve Alper, sonlara doğru Utku

Şiddetli ve gökgürültülü bir fırtınaya rağmen sıcak olan Çukurova bölgesinden dün gece döndüm. İstanbul’u üşümeye başlamış buldum. Gökyüzü stratüs bulutlarıyla kaplı. Yağmur neredeyse kesintisiz. Rüzgar karayel ile poyraz arasında gidip geliyor.

Geçtiğimiz hafta suya hasretken bıraktığım Komşum Abbasağayı bu hafta ıslak buldum. Dolayısıyla toprak yüzeyinde ilk aradığım solucan dışkıları oldu. Düşmüş yaprakları toprak altına çekerek yiyen solucanlar, yapraklardaki besinleri dışkıları yoluyla toprağa yeniden karıştırmak gibi muazzam bir görevi üstlenmişler. Toprakta adım başı solucan dışkısına rastladım.

Ağaçlar yapraklarını henüz hala tam bırakmaya başlamamış. Bu konuda hızlanan çınara henüz akasyalar bile yaklaşamamış. Ancak atkestaneleri tohumlarını dökmeye başlamış. Gözlem noktamda kayıt aldıktan sonra dolaştığımız parkta Alper kestane tohumlarıyla çocuklar gibi oynadı!

Parka girişte bizi gürültücü bir yeşil papağan karşıladı. Geçen haftaki sessizliğe karşın bu hafta park görece kuş doluydu: çıt çıt sesleriyle etrafımızda saklambaç oynayan kızılgerdan, salıncakları boş bulan ve neşeli seslerle bunların üzerinde dolanan büyük baştankaralar, papağanla baş edemeyip hızla uzaklaşan bir leş kargası.

Bu haftanın yeni keşfi ise bir tür çiğdem oldu. Sanırım güz çiğdemi. Ancak henüz açmamışlar. Bundan bir kaç yıl önce az sayıda da olsa çiçekli halde görmüştük. Bugünse çok sayıda çiğdeme rastladık. Belediye, dışarıdan getirdiği şerit/halı çimlerle Abbasağa toprağını ve yağmur görünce başını kaldırmış binbir çeşit otu/bitkiyi boğmazsa çiğdemler üç vakte kadar çiçek açarlar.

Kimbilir, belki haftaya ziyaretimde toprağı çiğdem halısıyla kaplanmış bulurum. Ne dersiniz? Yoksa park-bahçe anlayışı çimlendirmeden ve çalı ile ağaçları acımasızca budamadan ibaret olan İstanbul belediyelerine karşı beni çok mu hayalperest buldunuz?

Bir kaç yıl önce Abbasağa'da bize sürpriz yapan güz çiğdemleri. Foto: Alper Akyüz
Bu hafta Abbasağa'da henüz çiçek açmamış çiğdemler
Reklamlar

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 1: Abbasağa@Sonbahar Mevsimi

8 Ekim 2011, Saat: 13.57-14.30, Bulut Oranı: 6/10, Rüzgar: Lodos, Rüzgar Şiddeti: 3 (Beaufort), Sıcaklık: 23°C
Komşum Abbasağa Parkının bir yıl boyunca haftalık kaydını tutacağım. Amacım toprağın, nebatat ve hayvanatın, gökyüzünün, hatta insanların mevsimlerle nasıl değiştiğini gözlemek ve kaydetmek. Hep aynı noktadan, koşullar elverirse hep aynı saatlerde…
Bir süredir yapmayı planladığım bu eylem, üç gündür kalkamadığım hasta yatağımdan bugün öğlene doğru heyecanla kalkmamı sağladı. Alper’le parkın içinde şöyle bir dolandık; çocuk parkının yanında, büyük bir çınarın hemen altındaki bankı gözümüze kestirdik. Oturur oturmaz yukarıdaki fotoğrafı çektim. Etrafıma bir göz attım. Aklımdan ilk geçen Güneşin’in örnek verdiği isimler oldu; Thoreau, Leopold, Fukuoka, Carson, Basho… Hepsinin ortak yanı yaşadıkları yeri günbegün gözlemek, buradaki kurdu kuşu taşı toprağı sessizce dinlemek ve onlardan öğrenmek. Bu ustalarla aşık atmak elbette haddim değil. Bendeniz sadece mütevazi bir şekilde onların yolunu izlemeye niyetliyim.
İlk farkettiğim toprak oldu. Kupkuru toprak suya hasret besbelli. DMİ bu gece başlayacak yağmura işaret ediyor. Toprak altında bekleyen solucanlar gelen yağmuru hissediyorlar mı acaba?
Sonra bankın çevresindeki ağaçlara baktım tek tek. Merak ettim: Bu ağaçlar bir yılın sonunda bana ne anlatmış/öğretmiş olacaklar acaba? Onları kim dikti? Dikerken ne düşündüler? Ağaçların ataları neredendir? Peki çevremde hangi tanıdık ağaçlar var? Çınar, ardıç, palmiye, ladin, atkestanesi, akasya, defne, ağaç hatmi, çam, mazı.
Dinlemek üzere kulak kesildiğim seslerse biraz zorladı. Çoğunlukla uçak, araba, insan sesleri… Rüzgarla dans eden yaprak sesleri ara ara bunları bastırabildi. Bir ya da birkaç baştankara da duydum. Rüzgarın şiddeti zaman zaman arttıkça yerdeki kuru çınar yaprakları sesli bir şekilde etrafa savruldu. Bir küçük kumru bir de leş kargası kendini duyurdu.
Tam kalkmak üzereyken yanıbaşımızdaki çınardan bir yaprak önümüze düştü. Yaprağı elime aldım. Ağaçların Saatli Maarif Takvimi yazımda bahsettiğim absisyondan bir iz bulur muyum diye düşündüm. Ancak bambaşka bir şey keşfettim. Düşmüş diğer yapraklara da baktım. Hepsinin saplarının ucunda benzer bir oyukluk vardı. Oyuklar gelecek sene açacak olan yaprakların tomurcukları nedeniyle oluşmuş. Ne olağanüstü!
Düşmüş yaprakları ve kış tomurcuklarını incelerken aklımdan yaşam-ölüm ilişkisine dair binbir düşünce geçiverdi. Bunlardan biri de merhum Steve Jobs’un sözleriydi: ‘Ölüm büyük olasılıkla yaşamın en iyi icadı!’
Abbasağa bana bugün ne söylemek istedi dersiniz? :)
Fotoğraf: Alper Akyüz

Gelecek sene yeşeriverecek bu tomurcuğun içinde yaprak var. Tomurcuk bu senenin yaprağının düşmesine yardımcı oluyor. Foto: Alper Akyüz

Notlar:

Böylesi bir gözleme başlamamı öneren Güneşin Aydemir’e ve benzer bir projeyi Ohio-North Woods’ta yürüterek bana ilham olan Rebecca Deatsman’a teşekkürlerimle…

Ay çevresindeki taç

Fotoğraf: A. Alper Akyüz @Beşiktaş

Bugün akşamüstüne doğru tek tük belirmeye başlayan sirrüs bulutları bir kaç gündür heyecanla izlediğim kümülüsleri tahtından etti. Akşamsa ayın çevresinde beliren ışık halkası belli belirsiz bir bulut olan sirrostratüsleri ele verdi. Bu ışık tacı, güneşin ayın yüzeyinden dünyamıza yansıyan ışığının, çoğunlukla buz kristallerinden oluşan sirrüs ya da sirrostratüs gibi bulutların arasından geçerken kırılması sonucunda belirir. Tacın büyüklüğü buz kristallerinin (ya da su damlacıkları) büyüklüğüne bağlı. Kristaller ne kadar küçükse taç o kadar büyük olur.

Yüksek irtifa bulutu olan sirrostratüsler, belli belirsiz ince bir tabaka halinde olduklarından çoğunlukla gözden kaçabiliyor. Varlıklarını çoğunlukla ay ya da güneş çevresinde oluşturduğu ışık oyunlarından belli ediyorlar. Gökyüzünde çok geniş bir alanı kaplıyorlar. Sirrüslerle bir arada görülebiliyor, hatta sirrüs bulutlarının dağılıp yayılması sonucunda oluşabiliyorlar.

Bu arada, sirrostratüsler genellikle 12 ila 24 saat arasında yağış getireceği belirtilen bulutlar. Havada bir serinlik var ancak DMİ yağış göstermiyor.

Bulut Koleksiyoncusunun Elkitabına göre sirrüs gördüğüm için 20, sirrostratüs için 20, taç için de 20, bugünkü bulut gözlemimden toplam 60 puan topladım. Bu da yeni başladığım bir oyun :) Bu oyuna katılmak için aşağıdaki kitapları öneriyorum.

Kaynak:

Bulut Gözlemcisinin Rehberi, Gavin Pretor-Pinney (TÜBİTAK Yayınları)

The Cloud Collector’s Handbook, Gavin Pretor-Pinney (Chronicle Books)

Kuvvetli lodos ve bulutlar

Bu sabah kalktığımda gökyüzü neredeyse tamamen bulutluydu. Yağmur yağacağını düşündüm. Ancak öğlen şiddeti artan kuvvetli bir lodos bu bulutları dağıttı. Ben de değişen gökyüzünün ve bana tatlı gelen lodosun keyfini çıkardım. Gökyüzü şu anda fotoğraftaki gibi. Henüz bulutları kuşlar gibi adlandıramıyorum. Yeni edindiğim ‘Bulut Gözlemcisinin Rehberi‘ kitabının ve düzenli izlemeye başladığım Hava Delisinin Not Defteri‘nin bana bu konuda yardımcı olacağını umuyorum. Devlet Meteoroloji İşleri web sayfasını da unutmamak gerek.

Bulut Gözlemcisinin Rehberi’ne bakınca şu an gökyüzündeki bulutlar altokümülüs olabilir mi diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

Kış gökyüzünün neşesi Orion değil de nedir?

Yazın gökyüzünün neşesi ebabillerse kışın Orion* (Avcı) takımyıldızıdır. Ne zaman yazdan güze döneriz, o zaman Orion’un görünmeye başladığı akşamı heyecanla beklerim. Gördüğümde içimden keyifli bir çığlık atarım. Sonra da neredeyse her gece bir göz atarım, hala orada mı diye.

Orion’u kuş gözlemine başladığım ilk yıl, çok sevdiğim iki gökyüzü gözlemcisi dostum, Tuba ve Alp göstermişti. Balıkdamı’na yaptığımız bir kuş gözlem gezisi dönüşünde teleskopla bakmıştık. Bunun ardından gökyüzünün pırıl pırıl ama havanın buz gibi olduğu bozkır akşamlarında kampüste Orion bakar oldum. Orion’u izleyeceğim diye az üşümedim.

Orion’un takımyıldızı olarak bütününden de, takımyıldızındaki her bir yıldızından da etkilenmemek imkansız. En üst soldaki kırmızı renkli yıldız Betelgeus. Dünyaya yakın sayılabilecek bir uzaklıkta (500 ışıkyılı) olan Betelgeus bir kırmızı dev! Kırmızı dev yani ölmekte olan bir yıldız. Bunu öğrendiğimdeki şaşkınlığımı anlatamam. Yıldızların ölümü elbette biz fanilerinki gibi onyıllarla sayılamaz. Olsun, yine de yaşamının son deminde bir yıldız. Hem de kırmızı! Üstelik dev! Öyle büyük ki Güneşten Marsa kadar olan bir çapı olduğunu düşünün! Bu bence olağanüstü bir durum. Sizce?

Betelgeus’un sağında ve biraz aşağısında olan yıldız Bellatriks. Amazon yıldızı olarak da adlandırılıyor. Belatriksin Arapça adı ‘Al Cabbar’. Ortada birbirine yakın duran üç yıldız ise soldan sağa sırayla Alnitak, Alninam ve Mintaka. İnci dizisi olarak da biliniyorlar. İnci dizisinin altında dik bir sıra yıldız gibi duran ışıltı Orion Bulutsusu. Bu bulutsu Samanyolu’nda en sevilen bulutsulardan biri. Devasa bir teleskopla bakmayı isterdim.

Sol altta, görece daha sönük yıldız Saif. Arapça kökenli Saif kılıç anlamına geliyor. Orion’un en parlak yıldızı Rigel ise sağ altta. Rigel, kuzey yarımküredeki gökyüzünün en parlak yıldızlarından biri. Orion’un yaşlısı Betelgeus, genci Rigel.

Mitoloji ile sonlandırayım yazımı. Orion, Yunan mitolojisinde çok tanınmış bir avcı. Kendisini öldürebilecek başka bir varlık olmadığını iddia edince tanrıça Hera Orion’a kızar ve onu sokması için bir akrep gönderir. Orion sopasıyla akrepi öldürür ama ölmeden önce Orion’u sokar. Orion’un ölümüne üzülen yedi kızkardeşler ağlar. Kızkardeşlere kıyamayan Zeus, Orion ve Akrebi gökyüzüne yerleştirir. Ancak akrebin zehrini tatmış olan Orion gökyüzünde akrepten sürekli kaçar. Akrep doğarken Orion batar.

Betelgeus Avcı’nın sağ, Belatriks sol omzunu, Saif sağ dizi, Rigel sol ayağını temsil ediyor. Alnitak, Alninam, Mintaka ise belinde kılıcını taşıyan kuşağını.

Yoksa siz hala Orion’a bakmamış olanlardan mısınız? Dolunay zamanında olsak da daha fazla beklemeyin ve hemen bu akşam kış gökyüzünün neşesine mutlaka bakın.

*Orion takımyıldızının Türkçe adı Avcı olsa da kişisel nedenlerden Orion’u kullanmayı tercih ettim.

Fotoğrafı Ethan Siegel’in blogundan aldım.

Kırmızı deve (ve beyaz cüceye) yazım uzun olmasın diye özellikle değinmedim. Araştırmanızı öneririm.