Tarla ardıçları ve özlem hissini güçlendiren bir anket

Tarla ardıcı fotoğrafı Edwyn Anderton tarafından çekilmiştir.

Bugün günlük karmaşa ve telaşa tam kapılıvermiş, hatta öğle yemeği zamanının geldiğini bile unutuvermişken Tuba aradı.

-‘Müsait misin?’

-‘Evet!’

-‘Onlarca tarla ardıcı geldi, bahçedeki ağaçları dolduruverdi! Bir de ispinoz gördüm. Çok mutlu oldum! Kuş gözlemini çok özlediğimi farkettim.’

Gün ortasındaki bu küçücük paylaşım bir anda kocaman bir mutluluğa dönüşüverdi. Ne için yaşadığımı hatırladım. Bu hatırlama anlarının gerekliliğini bir kez daha anladım ve Tuba’nın hissettiği özlemi öyle bir derinden duydum ki! Üstelik çevre eğitimi alanında çalışmama rağmen. Benim bile doğada geçirdiğim zaman gitgide kısalıyor! Bu kışı tarla ardıcı görmeden mi geçireceğim? Ya da Kış Ortası Sukuşu Sayımlarına katılıp Sibirya kazı görmeden… Karda tilki-tavşan izleri aramadan, Karaburun’a nergis koklamak için gitmeden… Böyle böyle geçiveriyor günler… Doğadan uzakta ve doğadan uzaklaşarak…

Bütün bunları düşünürken doğadan uzaklaşmanın ‘Doğa Yoksunluğu Sendromu’na yol açtığını söyleyen, Doğadaki Son Çocuk kitabının yazarı Richard Louv’un paylaştığı ‘Çocukluk ve Çevre’ başlıklı bir anket posta kutuma düştü. Kısa bir anket ama tarla ardıçları özleminin üzerine gelince etkisi uzun oldu. Öyle ki; Komşum Abbasağa dışındaki son yazımı geçtğimiz eylül ayında yazmış olan bendeniz kendimi bir anda bu yazıyı yazarken buldum. Anket soruları özlem hissimi her soruda daha da derinleştirdi. Nasıl mı?

Kendimi ilk ne zaman çevreci (sevgili doğacılar, lütfen bu ifadeye takılmayın) olarak adlandırdığım sorusuyla başladı anket. Yanıt kolay; tabii ki babamla izlediğim Kaptan Cousteau (ki kendisini babama çok benzetirim) belgeselleriyle başladı! Yaş: 12-13! Dünya denizlerinin güzelliklerini ve karşılaştığı sorunlarını onunla öğrendim! Calypso’da miço olmak istedim!

İkinci soru, bir yetişkin olarak çevreciliğimle bağdaştırdığım çocukluğumdan gelen bir yer var mıydı? Bir mi? Birkaç yer vardı! Habib-i Naccar Dağı, Harbiye’nin tepeleri, Göksun’un yaylaları, Maraş’ın dereleri, anneannemin elma-armut ağaçları, kavaklar, yoncalar, ayçiçekleri ve bilimum sebzeyle dolu bahçesi…

Şimdi gelelim can yakıcı ve özlem hissini derinleştiren sorulara. Bu yerlere ne sıklıkla gidiyordum? Olmadı bu şimdi! Yılda bir gitsem kârdır! O bile artık zor. Hele anneanne memleketim Göksun 2006’da onu kaybedince hepten kapandı!!!

Anket devam ediyor. Bu yerlerden hatırladığım beş fiziksel nesne/varlık: dereler, sarı papatyalar, uğurböcekleri, hambelesler/meyveler, ardıç-zeytin ağaçları. Bu yer(ler) kendimi çevreci olarak tanımlamamı nasıl etkiledi? Mutlu ve özgür hissetmemi sağlayarak. Bu yerlerde tek başıma mı yoksa birileriyle miydim? Tabii ki benim gibi bir sürü çocuklaydım! Dağlarda ve sokaklarda tam anlamıyla özgürdük! Kendi başımızaydık. İstediğimiz gibi oyunlar oynuyorduk.

Sarı papatya fotoğrafı bulamadım. Bununla idare edelim. Evmizde giden yolun görüntüsü, tepeler dışında aynen böyleydi. Fotoğraf: Tom Kelly

Bu yer(ler)le ilişkilendirdiğim sesler: rüzgar ve yaprak hışırtısı, çocuk çığlıkları ve kahkahaları, ebabiller, derenin gürül gürül sesi.

Kokular: Sarı papatya, kurumuş ot, kesilmiş yonca, temiz hava, yabani gül, inek ve manda dışkısı (anneannemin büyükbaş hayvanları vardı).

Tatlar: Elma, armut, yabani gül ve yabani gülden yaptığımız mis gibi bir içecek, yabani böğürtlen, vişne, çilek. Habib-i Naccar dağı eteklerinde kendi başımıza yaptığımız sarmaiç (kısır) da sayılır mı acaba?

Dokular: Uğurböceğinin kaygan kabuğu, kadife çiçeğinin kadifemsi dokusu, kavak ağacının pürüzsüz gövdesi, mandanın sert derisi

Son soru olarak da bu yer(ler)de yaşadığım deneyimler bugün kendimi çevreci olarak ifade etmeme ne kadar etkili olmuştu? Yazımdan anlaşılacağı üzere BİR HAYLİ! İkinci dönüm noktam da üniversitede kuş gözlem topluluğuna katılmamdır ama bunun öyküsü başka zamana…

Tarla ardıçlarıyla varlığının farkına vardığım bugün, beni doğada yaşadığım olağanüstü deneyimlere götüren kısa bir anketle devam etti. Yarına karmaşa-telaşa kapılıp özlem hissimi unutmamak ve doğada geçirdiğim zamanı giderek artırmak dileğiyle…

Bu arada, bu soruları siz nasıl yanıtlardınız? Düşündünüz mü?

Notlar:

Ardıçlarla ilgili 2010 kışında bir yazı yazmıştım. İlgilenirseniz burayı tıklayın. 

Sevgili Yıldıray, 80’ler yazım kafamda böylece iyice şekillendi :)

Abbasağa Parkı, Hafta 13 @Kış Mevsimi

28 Ocak 2012. Kapalılık 10/10, Gözlemciler: Alper ve ben. Fotoğraf: Alper Akyüz

Perşembe akşamı başlayan kar bu sabah yağmur nedeniyle hızla eridi ve ben komşum Abbasağa’yı karlar altındayken görüntüleyemedim. Olsun, bugün üç sürprizle birden karşılaştım.

İlk sürpriz dişi bir karatavuk oldu. Defnenin içindeydi. Ben onu görmeye çalıştıkta daldan dala atladı durdu. Baktı olacak gibi değil, pırrr uçuverdi. Üstün çabasına rağmen kısa da olsa dürbünümle rahat bir görüş yakalayabildim.

Dişi karatavuk. Fotoğraf: Tim Ebbs

İkinci sürpriz ise çıvgındı. İspinozlar ve büyük baştankaraların her zamanki mıntıkası ‘Mazı Mevkii’nde gözlem yaparken küçük bir kuşun çok hızlı hareket ettiğini fark ettik. Mavi baştankaradan şüphelendik ama çıvgın çıktı. Görmekte de fotoğrafını çekmekte de çok zorlandık. Bu kuşlar böcekle beslenir. Sedirin gövde ve dallarına saklanmış kurtçukları bulmaya çalışıyordu sanırım.

Çıvgın. Fotoğraf: Sergey Yeliseev

Günün son sürprizi ise dişi bir kara kızılkuyruk oldu. Ona bakalım derken dişi karatavuk hemen önümüzden geçiverdi. Bu üç sürpriz kuşun soğuk hava koşulları nedeniyle şehre indiğinden şüpheleniyorum. Soğuktan kaçan bazı kuşlar kalabalıklaşan kuzey ormanlarında kendilerine yer bulamayıp küçücük Abbasağa’ya sığınmış olabilirler mi?

Dişi kara kızılkuyruk. Fotoğraf: Ferran Pestaña

Olağan şüpheliler ispinozlar ve büyük baştankaralar bu sefer parkın kuzeyinde konuşlanmışlardı. Nedeni diğer park sakinlerinin buraya bıraktıkları ekmek parçaları. Otuzdan fazla ispinoz,beş tane büyük baştankara vardı. Daha önceki gözlemlerimde bu iki türü yakından görme şansım oluyordu ama mavi baştankara bir görünüp bir kayboluyordu. Soğuktan ve ekmeğe muhtaçlıktan olsa gerek, bu hafta iki mavi baştankarayı  doya doya izleyebildim.

Gözlemi, üzerimizden gürültülü bir şekilde uçuveren iki yeşil papağanla tamamladık. İki küçük kumru, onlarca martı ve ona yakın leş kargasını da es geçmeyeyim. Bu hafta bitkilerin boynu kar nedeniyle büküktü. Topraksa daha çıplaklaşmış gibi geldi.

Bir de bulmacamız var. Alper farketti. Aynı alanda 5-6 kozalak bu şekilde parçalanmıştı. Bu izi hangi Abbasağa sakini bırakmış olabilir dersiniz?

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 3: Abbasağa@Sonbahar Mevsimi

23 Ekim 2011, Saat: 12.40-13.30, Bulut (Kapalılık) Oranı: 3/10, Rüzgar: Poyraz, Rüzgar Şiddeti: 3, Sıcaklık: 18 °C, Gözlemciler: Suzan, Alper ve ben

 

Komşum Abbasağa ile üçüncü buluşmamıza haftasonu bizimle olan Suzan annem de katıldı ve onun dikkatli gözleri bakın ne keşiflere olanak sağladı :) Gözleme kattığı renkler için kendisine buradan teşekkür ederim!

İlk iki hafta varlığını iyice hissettiren dökülmüş yapraklardan bu hafta pek eser yoktu. Kayıp yaprakların bir kısmı Almanya’da ‘yağmurkurdu’ da denilen solucanların marifeti. Ancak geri kalanı bilemiyorum. Belki belediye! Her neyse, önceki gözlemlerden solucan dışkısını merak eden Suzan annemin ilk öğrenmek istediği de bu oldu! Parka girişte gösterdim ve keskin mavi gözler solucan izlerini hemen görüvermeye başladı!

Suzan annemin işaret ettiği solucan dışkısı!

Gözlem sahamın içinde dolanırken yine Suzan annem bu sefer güzel ve küçük bir uğurböceği buluverdi. Bu böceği yakından geçen küçük bir kızla da paylaşma şansı yakaladık.

Soğuktan dolayı hareketsizleşen bu uğurböceği kendisine dinlenmek için güneş alan bir yaprak seçmiş.

Atkestaneleri hem yapraklarını hem de tohumlarını iyiden iyiye saçmış, çınarlar ona yaklaşmakta. Güz çiğdemleri Belgrad Parkı’nda açmak üzere, ancak burada henüz çiçeklenmemişler bile. Hindibalar ise sapsarı, güzelim çiçeklerini açıp parkı şenlendirmişler.

Her cebe bir tane lazım: atkestanesi tohumları!

Bu haftasının asıl sürprizi alaca ağaçkakan oldu. Abbasağa’da! Bir alaca ağaçkakan! İnanılmaz! Ağaçkakanı babasıyla parkta dolaşmaya çıkan küçük bir erkek çocuğa gösterme şansı yakaladık!

Sürpriz!

Sevgili Komşum Abbasağa, iyi ki varsın! Alper söylemişti de kulaklarıma inanamıştım. Belediye bir zamanlar senin yerini otopark yapmak istemiş öyle mi? Akıl alır gibi değil!

Kısmetse haftaya görüşmek üzere sağlıcakla kal…

Notlar:

Eski bir Ermeni Mezarlığı olduğunu keşfettiğim ve tarihi 1665 yılına dayanan Abbasağa hakkında bir yazı için tıklayın…

1940 yılında parka dönüştürülmüş. Bu sırada, alanın mezarlık olduğu hissedilmesin diye servilerin çoğunu kesmişler. Ancak hala birkaç tane var. Neler şahit olmuş bu serviler, diler gelseler de paylaşsalar…

Çelik Gülersoy bugünkü haline ‘harabe’ demiş. Bu halde bile bu kadar güzelse kimbilir zamanında nasıldı?

Bu baykuş ne yemiş?

Alaca Baykuş fotoğrafı: Captain Chickenpants@flickr

Bugüne kadar aldığım en güzel hediyelerden biri, geçtiğimiz haftalarda ofisime kargolanan baykuş peletleri oldu. ‘Pelet’e baykuş kusmuğu diyebiliriz. 99 yazında, RSPB‘nin Minsmere Doğa Rezervi‘nde düzenlenen Aile Haftasonu’na katıldığımdan beri pelet bulma ve inceleme meraklısıyım. Nerede görsem topluyorum; toplayamazsam arkadaşlarım toplayıp bana yolluyorlar.

Baykuşlar avlarını bütün olarak yutarlar, bunları midelerinde sindirirler. Avlarının sindiremedikleri kısımlarını da pelet halinde kusarlar. Oval şekilli peletlerin içinde hayvan kılları, tüyleri, kemikleri, böceklerin dış iskeletleri bulunur. Özellikle kıl ve tüyler kusmuğu birarada tutar. Aslında başka kuşlar da kusar, ancak vejetaryen kuşların kusmukları doğada çabuk eridiği için görmeyiz bile. Oysa peletler yıl boyunca bozulmadan kalabilirler. Bu da ben gibi baykuşseverlerin şansı olur!

Peletler bize baykuşun nerede yaşadığını ve ne yediğini söyler. Bir ormanda gezerken belirli ağaçların altında pelet bulduysanız kafanızı kaldırın ve dallara dikkatlice bakın. Bu dallarda kulaklı orman baykuşları ya da alaca baykuşlar dinleniyor olabilirler. Peçeli baykuş peletini ise harabe, yıkık dökük binaların çevresinde arayın. Bana hediye edilenler harabe bir binadan toplanmış oldukları için peçeli paykuş peletleri olduklarını düşünüyordum ki failin fotoğrafı geldi. Meğer alaca baykuşmuş. Gelen pelet miktarına bakınca, bu baykuş ya da baykuşların bir hayli çalışkan olduklarını söyleyebilirim. Bölgedeki çiftçiler çok şanslı.

Bir kutu dolusu pelet. Kargoyla gelirken parçalanmış, oval şekillerini kaybetmişler.
'Baykuş peleti doğada böyle görünür' fotoğrafı: Chris Bianar

Siz de pelet bulursanız hiç kaçırmayın, alın ve baykuşun ne yemiş olduğunu bulmaya çalışın. Bu araştırma için gerekli malzemeler: En az bir adet pelet, su dolu bir kap, dezenfektan, ince uçlu cımbız, kağıt havlu, fırça, ameliyat eldiveni ve pelet tanım anahtarı. Eldivenlerinizi geçirin. Peletinizi yumuşaması için dezenfektan damlattığınız suyun içine atın. Bir kaç dakika sonra peleti alıp kağıt havlunun üzerine koyun. Cımbızla kemikleri ayıklamaya başlayın. Tanım anahtarını (Bkz. Notlar) kullanarak baykuşun ne yemiş olduğunu bulmaya çalışın.

Tanım anahtarı örneği

İlk yapmanız gereken kuş mu, böcek mi yoksa memeli hayvan mı yemiş olduğunu anlamaya çalışmak. Bunu, kafataslarına bakarak kolayca bulabilirsiniz. Kafatası dışındaki kemik parçalarının hangi hayvana ait ya da vücudun neresinden olduğunu bulmak biraz daha zor. Ancak çok eğlenceli. Ayıkladığınız vücut parçalarına büyüteçle bakın. Kemirgenler için ayırdedici bir özellik olan dişlerin zikzak yapısına dikkat edin. Aşağıda paylaştığım tanım anahtarlarını kullanarak bulmacayı çözmeye çalışın!

Bakın ben neler buldum!

Saat yönünde: Malzemeler, yumuşamış pelet, çeşitli kemirgen kafatasları, kuş kafatası ve alt gagası, kemirgenin zikzaklı diş yapısı, ortada böcek iskeleti ve iki yanında kemirgenlerin kemikleri.

Bulduklarımla tanım anahtarını karşılaştırınca yukarıdaki fotoğraflarda omuz, leğen ve alt bacak kemikleri olduğunu görüyorum. Sağ alt köşedeki zikzaklı dişler ise bir tür tarlafaresine işaret ediyor olabilir mi? Siz ne dersiniz?

Notlar:

ÇOK ÖNEMLİ BİLGİ: Doğada yaşam çok çeşitli ve hemen her boşluğu dolduruyor. Haliyle peletleri de. Doğada bulduğunuz peletleri peçete, vb. bir araçla toplayın. Çıplak elle alırsanız ardından ellerinizi yıkayın. Pelet ayıklarken eldiven kullanmayı tercih edin ya da ayıkladıktan sonra yine ellerinizi yıkayın :)

Doğa  bir harikadır, canlı-cansız bütün parçaları olağanüstüdür. Mümkün olan her an çıplak elle doğayı hissetmeyi ihmal etmeyin :)

Baykuşlar kuşlar ve kemirgenler dışında çok sayıda farklı canlı türüyle beslenebilirler. Örneğin balık avlayan baykuşlar var ya da kerevit yiyen. Uzay Sezen’den güzel bir video: http://www.vimeo.com/22782677

İncelediğim peletler Çanakkale Küçükkuyu’dan geldi. Bunun için Mahmut Boynudelik’e teşekkür ederim. Toplayan arkadaşlara da.

Türkiye’de hangi baykuş türleri görülür diye merak ediyorsanız: TRAKUŞ

Türkiye’deki memeli türleri için: TRAMEM

Minsmere’deki Aile Haftasonunda ‘Baykuş Peleti Ayıklamak’ oyunu benim sorumluluğuma verilmişti. Elime bir torba dolusu pelet tutuşturuldu. Malzemelerin nasıl kullanacağımı anlamaya çalışırken çocuklar birden etrafıma doluşuverdi. Buradaki çocuklar, özellikle de 5-9 yaşlarında olanlar, meğer ‘baykuşsever’ ve ‘peletayıklar’gillerdenmiş. Bütün günümü, elimizde cımbız pelet ayıklayıp, peletin sahibi baykuşun hangi kuş ya da memeli hayvanı yediğini anlamaya çalıştığım birbirinden şaşırtıcı çocuklarla geçirdim!

Türkiye için geçerli bir tanım anahtarı henüz olmasa da aşağıdakiler size yardımcı olacaktır. Bunlar İngilizce kaynaklar, ancak Doğa Güncem’i takip etmeye devam edin :) Ya bunları Türkçe’ye çevireceğim ya da uzmanları bulup bir anahtar geliştireceğim. Belki de sizler benden önce davranır ve benimle de paylaşırsınız. 

Sığırcıklar karda coştu!

Paul Howzey

Dün şiddetli kar yağışına rağmen sığırcıklar kendinden geçti ve havada sürekli dans etti. Bunun üzerine eski bir yazımı yeniden yayınlamak istedim.

Dans eden sığırcıklar

En etkileyici doğa olayları sıralaması yapılırsa, gökyüzünde adeta dans eden sığırcık sürülerinin bu sıralamanın başlarında yer alacağını düşünüyorum. Sığırcıklar, kışa hazırlandıkları bu dönemde önce küçük gruplar oluşturur, ardından güçleri birleştirirler. Ama ne birleştirme! Şanslıysanız bu muhteşem olaya denk gelirsiniz. Geldiğinizde sadece gözlerinizi dört açmakla kalmayın, iyice kulak da kesilin. Bir yere gidiyorsanız durun, yürüyorsanız oturun ve bu muhteşem anın keyfini çıkarın. İyice çıkarın!

Daha da şanslıysanız bir doğan, delice ya da şahinin bu sürüye daldığı ana bile denk gelebilirsiniz. İşte o zaman çok önemli ve yaygın bir ‘hayatta kalma stratejisi’ ile karşı karşıya kaldığınızı bilin. Ağaçların çıplaklaştığı, kuşların saklanma yerlerinin azaldığı bu dönemde küçük kuşlar bir araya gelip beraber hareket ederek av haline gelme olasılıklarını azaltırlar. Bu nasıl oluyor diyorsanız aşağıdaki videoyu izleyin ve bu hızla, bu kadar değişken hareket eden kalabalık bir sürüye dalmaya çalıştığınızı hayal edin! Hiç kolay olmasa gerek…

Notlar:

Fotoğraf flickr’dan, Paul Howzey’in ticari amaçlı olmayan kullanıma açtığı fotoğraflarından biri.

Video flickr’da Ian Usher’in sayfasından.

Karşılaştığım en kalabalık sığırcık sürülerinden birini Ankara Eymir gölünde, diğerini Burdur girişindeki sazlıklarda görmüştüm. Ucu bucağı yoktu. Her iki seferde de bir an gözümü kapadım ve  yüzlerce kanat sesini dinledim. Muhteşemdi, olağanüstüydü, büyüleyiciydi.

Burdur’da gördüğüm sürüye bir gökdoğan daldı. Uzun uğraşının sonunda kalabalık sürüden önce küçük bir grubu kopardı. Bu küçük grubu iyice yordu ve sonunda içlerinden birini gözüne kestirerek onu avladı.

Babam günümüzde gördüğüm sürülerin onun çocukluğundakilere kıyasla çok küçük olduğunu söylüyor. Zaten onunla ne zaman konuşsam cümleleri hep şöyle başlıyor ya da bitiyor: ‘bizim zamanımızda göğü (kara çaylaklar) kaplardı. şimdi nerede o sürüler…’


 

Hayalet kuş: Ak kuyruksallayan

Ak kuyruksallayanı ilk gördüğüm yer Mogan Gölü’dür. Siyah-beyaz renkli bu kuş göl kıyısı boyunca bir o yana bir bu yana hızla yürüyüp duruyordu. Kuyruğu, daha önce gördüğüm küçük kuşlara göre daha uzundu ve sürekli kakıyordu. Bu onun tipik hareketiymiş. Uçtuğu zamansa ‘pi-çık, pi-çık, pi-çı-çık’ benzeri bir ses çıkarıyordu. Aynı yıl kış bastırıp kampüs karla kaplanınca bir süre yurda tıkılı kaldık. Karın yoğun olduğu bir gün yağışı izlemek için pencereyi açınca ‘pi-çık, pi-çık, pi-çı-çık’ sesini duydum. İyi de benim yurdun önünde sulak alan yoktu ki! Yanlış mı duydum derken dürbünümü alıp bakınca karın su birikintilerine dönüştüğü küçük havuzcukların etrafında birkaç ak kuyruksallayanın gezindiklerini gördüm. O günden sonra da en olmadık yer ve anlarda sesini duyduğum oldu. Örneğin dün İstanbul’un tam ortasında tepemden bir ak kuyruksallayan ‘pi-çık, pi-çık, pi-çı-çık’ sesiyle bir göründü bir kayboldu. Zaten bu sesi duyup yüzümü göğe çevirdiğimde çoğunlukla şöyle bir sahne oluyor: uzun bir kuyruk görüyorum ve hooop ak kuyruksallayan kayboluyor. Tahmin ettiğinizden daha sık görebileceğiniz bu kuşu tanımak iyi olur diye düşündüm.

Ak kuyruksallayanın uçarken duyacağınız sesi için tıklayın. Başında ve sonundaki ‘pi-çık, pi-çık, pi-çı-çık’ sesleri uçarken çıkardığı ses. Aradaki melodik, aslında daha çok karmaşık sesini ben de duymadım hiç. Belki de duydum ama anlamadım, bilemiyorum.

Fotoğraf: Mark Philpott

Karla birlikte ardıç kuşları gelsin!

Okuduğum okulun bir kampüsü olduğu için çok şanslıymışım meğer. Sabah 5.30’da kalkıp kuşların yemek yeme saatlerini yakalamaya çalışmayı özledim. Bir de kar yağınca ormana gidip ardıç kuşlarını dinlemeyi ve izlemeyi. Ardıç kuşları ökseli ağaçlara gelirdi. Ökse ardıcını sık görürdük de kızıl ardıcı görmeyi heyecanla beklerdik. Öter ardıcın sesini ise karatavuğunkinden nasıl ayırdedebileceğimizi anlamaya az çalışmadık.

Avrupa’yı etkileyen kar bize de gelmeden önce ardıçları tanıyalım derim. Ne dersiniz? Kar bastırırsa şehirde ya da ormanda tepemizden gruplar halinde uçacaklar. Bizse onları sığırcık sanıp es geçeceğiz. Yoksa, bu yazımdan sonra artık es geçmeyecek miyiz :)

Ardıç ailesinin en ünlüsü Karatavuk (Turdus merula). Erkeği simsiyah. Sadece gagası ve göz çevresi turuncu. Dişisi ise kahverengi ve gagası turuncu değil. Parklarda, bahçelerde, ormanda görebilirsiniz. Görmeseniz de sesini mutlaka duyarsınız. Temelde iki türlü ötüyor. Birisi sinirli. Tehdit ya da uyarı olursa sinirli ötüyor. Diğerinde dünyanın en iyi şarkıcısı oluveriyor. Öter ardıcın sesi karatavuğa çok benzer. Zaten maharet de bu sesleri ayırmada. Karatavuk sesi için buraya tıklayın.

Boğmaklı ardıç (Turdus torquatus). Boğmaklının erişkini kolaydır da genci zordur. Karatavuk sandığımız zamanlar olmadı değil. Erişkinin boynunda beyaz bir leke olur. Diğerlerine göre daha utangaç ve genel olarak daha az görülür. Kayalık yerleri sever. Ben de sadece birkaç defa ve her seferinde bir kayanın üzerinde görmüştüm. Bu tür için sonbahar göçü daha iyi bir zaman. Boğmaklı ardıç sesi için buraya tıklayın.

Şimdi bir dörtlü var: ökse, kızıl, öter ve tarla ardıcı. Bunları ayırdetmek için belirli ipuçları var. Bir kere öğrendiniz mi, üstüne de bolca gözlem. Sırtınız yere gelmez.

İpucu 1. Göğüs ve kanat altındaki beneklerin sıklığı ve şekli.

En ince benekler kızıl ardıçta. Göğüste sık çizgiler halinde ama göğüsten kanat altlarına doğru gittikçe incelir. Benekler çizgi çizgidir. En kalın benekler ökse ardıcında. Benekler yuvarlak/dikdörtgen ve sıktır. Öter ardıcın benekleri ise üçgen şekilli. Üçgenin içi doludur ve sivri ucu yukarı doğrudur. Tarla ardıcının beneklerinin içi nispeten boş, yer yer ok ucu gibi. Ancak okun ucu aşağı doğru.

İpucu 2. Kanat altı rengi.

Kızıl ardıcın kanat altı kızıl, öter ardıcın sarımsı, ökse ve tarla ardıcının beyaz. Tarla ve ökseyi uçarken beneklerin yoğunluğu ve dağılımından ayırabilirsiniz.

Ökse ardıcı (Turdus viscivorus). Adı üstünde ökselerin etrafında olurlar. En azından ben çoğunlukla öyle gördüm. Bu yarı parazit bitkinin (neden yarı parazit olduğu bir sonraki yazımda) yayılmasını da sağlarlar. Kondukları söğütlerin altındayken kafama az ökse tohumu düşmedi. Üstelik de gevezeler. Türkiye’nin en doğusu dışında yaygın. En iyi görebileceğimiz zaman kış mevsimi. Tekrarlayalım: En kalın benekler ökse ardıcında. Benekler yuvarlak/dikdörtgen ve sık. Ökse ardıcı sesi için buraya tıklayın.

Kızıl ardıç (Turdus iliacus). Bu ardıcı gözünün üstündeki sarı sürmesi ve göl altındaki bıyığından da ayırabilirsiniz. Diğer ardıçlarla karma gruplar yapabilir. Daha nadirdir. Türkiye’nin batı ve orta kesimlerinde bulunur. Çok soğuk kışlarda şehir parklarına iner. Her kar zamanı görmek için can atardım. Bu kış görür müyüm ki?Neyse, biz ipucunu tekrarlayalım: En ince benekler kızıl ardıçta. Benekler göğüste sık çizgiler halinde ama göğüsten kanat altlarına doğru gittikçe incelir. Benekler çizgi çizgi. Kanat altı kızıl. Kızıl ardıç sesi için buraya tıklayın.

Öter ardıç (Turdus philomelos). Göğsünde ve kanat altında sarılık var. Ormanları tercih eder. Özellikle de nemli ve karışık olanları. Diğer ardıçlarla karma gruplar yapabilir. Kalabalık gruplar halinde görmek mümkün. Sadece sesini duyarsam öter ardıç mı karatavuk mu emin olamıyorum. Her ikisinin sesini arar ara dinlemek, hatırlamak iyi oluyor. Tekrarlayalım: Öter ardıcın benekleri üçgen şekilli. Üçgenin içi daha dolu ve sivri ucu yukarı doğru. Öter ardıç sesi için buraya tıklayın.

Tarla ardıcı (Turdus pilaris).  Tarla ardıcının göğsünde de sarılık var. Öter ardıçla karıştırmamak için üçgen şekilli beneklerin sivri ucunun yönüne ve üçgenlerin doluluğuna bakın. Ayrıca göğsündeki benekler belirgin bir siyahlık oluşturur. Çok büyük sürüler halinde görebilirsiniz. Görürseniz, onları izlemenin ne büyük bir keyif olduğunun farkına varırsınız. Şanslıyım ki kampüste doya doya izlediğim anlar oldu. Tekrarlayalım: Tarla ardıcının beneklerinin içi nispeten daha az dolu. Sivri ucu da aşağıya doğru. Tarla ardıcı sesi için buraya tıklayın.

Şimdi, yukarıdaki fotoğrafta ardıçların türünü bulabilir misiniz? İpuçlarını izleyerek bir deneyin.

Doğada hava koşulları, ışık, kuşların bulunduğu dönemdeki tüy durumları ipuçlarını hafifletebilir. Renkleri hiç görmeyebilir, beneklerin şekillerini anlamayabilirsiniz. Bazı bireylerde benekler çok bazılarında az olabilir. Anlayacağınız kuşlar sizi şaşırtabilir. Ancak bunu bir bilmece olarak görün ve bilin ki gözlem yaptıkça, bulmacayı çözer ve kuşları daha kolay tanırsınız.

Hepimize şimdiden iyi kış seyirleri :)

Yararlandığım kaynaklar:

Collins Bird Guide

The Birds of Turkey

TRAKUS

Fotoğraflar: Ökse (Eddie McFish), Öter (Rob Baldwin), Tarla (Sergey Yeliseev), Karatavuk (Danny Lagrouw), Kızıl (Ian Kirk), Boğmaklı (Mark Putney)