Doğa Güncem blog adresinde değişiklik :)

Merhaba Sevgili Dostlar,

Bugünden itibaren dogaguncem.org adresi üzerinden yazılarımı paylaşıyor olacağım. Umuyorum yeni sayfamı beğenirsiniz. Yazılarımı takip için yeniden kayıt olmanız gerekiyor. Umuyorum kayıt olur, gözlemlerimi takibe devam edersiniz. 

Sevgilerle

YENİDEN: Karla birlikte ardıç kuşları gelsin!

Yazım yeni değil. 2010 yılı sonunda yazdım. Ancak madem kar geldi. Eh, ben de blogumu aktifleştirmeye sevdalıyım. Azıcık değiştirerek yeniden paylaşayım istedim :)
Okuduğum okulun bir kampüsü olduğu için çok şanslıymışım meğer. Sabah 5.30’da kalkıp kuşların yemek yeme saatlerini yakalamaya çalışmayı özledim. Bir de kar yağınca ormana gidip ardıç kuşlarını dinlemeyi ve izlemeyi. Ardıç kuşları ökseli ağaçlara gelirdi. Ökse ardıcını sık görürdük de kızıl ardıcı görmeyi heyecanla beklerdik. Öter ardıcın sesini ise karatavuğunkinden nasıl ayırabileceğimizi anlamaya az çalışmadık.
Kar bastırmışken yurdun dört bir yanında, ardıçları tanıyalım derim. Ne dersiniz? Karlı günlerde tepemizden gruplar halinde uçacaklar. Bizse onları sığırcık sanıp es geçeceğiz belki de. Yoksa, bu yazımdan sonra artık es geçmeyecek miyiz :)
Ardıç ailesinin en ünlüsü Karatavuk (Turdus merula). Erkeği simsiyah. Sadece gagası ve göz çevresi turuncu. Dişisi ise kahverengi ve gagası turuncu değil. Parklarda, bahçelerde, ormanda görebilirsiniz. Görmeseniz de sesini mutlaka duyarsınız. Temelde iki türlü ötüyor. Birisi sinirli. Tehdit ya da uyarı olursa sinirli ötüyor. Diğerinde dünyanın en iyi şarkıcısı oluveriyor. Öter ardıcın sesi karatavuğa çok benzer. Zaten maharet de bu sesleri ayırmada. Karatavuk sesi için buraya tıklayın.
Boğmaklı ardıç (Turdus torquatus). Boğmaklının erişkini kolaydır da genci zordur. Karatavuk sandığımız zamanlar olmadı değil. Erişkinin boynunda beyaz bir leke olur. Diğerlerine göre daha utangaç ve genel olarak daha az görülür. Kayalık yerleri sever. Ben de sadece birkaç defa ve her seferinde bir kayanın üzerinde görmüştüm. Bu tür için sonbahar göçü daha iyi bir zaman. Boğmaklı ardıç sesi için buraya tıklayın.
Şimdi bir dörtlü var: ökse, kızıl, öter ve tarla ardıcı. Bunları ayırdetmek için belirli ipuçları var. Bir kere öğrendiniz mi, üstüne de bolca gözlem. Sırtınız yere gelmez.
İpucu 1. Göğüs ve kanat altındaki beneklerin sıklığı ve şekli. En ince benekler kızıl ardıçta. Göğüste sık çizgiler halinde ama göğüsten kanat altlarına doğru gittikçe incelir. Benekler çizgi çizgidir. En kalın benekler ökse ardıcında. Benekler yuvarlak/dikdörtgen ve sıktır. Öter ardıcın benekleri ise üçgen şekilli. Üçgenin içi doludur ve sivri ucu yukarı doğrudur. Tarla ardıcının beneklerinin içi nispeten boş, yer yer ok ucu gibi. Ancak okun ucu aşağı doğru.
İpucu 2. Kanat altı rengi. Kızıl ardıcın kanat altı kızıl, öter ardıcın sarımsı, ökse ve tarla ardıcının beyaz. Tarla ve ökseyi uçarken beneklerin yoğunluğu ve dağılımından ayırabilirsiniz.
Ökse ardıcı (Turdus viscivorus). Adı üstünde ökselerin etrafında olurlar. En azından ben çoğunlukla öyle gördüm. Bu yarı parazit bitkinin (neden yarı parazit olduğu bir sonraki yazımda) yayılmasını da sağlarlar. Kondukları söğütlerin altındayken kafama az ökse tohumu düşmedi. Üstelik de gevezeler. Türkiye’nin en doğusu dışında yaygın. En iyi görebileceğimiz zaman kış mevsimi. Tekrarlayalım: En kalın benekler ökse ardıcında. Benekler yuvarlak/dikdörtgen ve sık. Ökse ardıcı sesi için buraya tıklayın.
Kızıl ardıç (Turdus iliacus). Bu ardıcı gözünün üstündeki sarı sürmesi ve göl altındaki bıyığından da ayırabilirsiniz. Diğer ardıçlarla karma gruplar yapabilir. Daha nadirdir. Türkiye’nin batı ve orta kesimlerinde bulunur. Çok soğuk kışlarda şehir parklarına iner. Her kar zamanı görmek için can atardım. Bu kış görür müyüm ki?Neyse, biz ipucunu tekrarlayalım: En ince benekler kızıl ardıçta. Benekler göğüste sık çizgiler halinde ama göğüsten kanat altlarına doğru gittikçe incelir. Benekler çizgi çizgi. Kanat altı kızıl. Kızıl ardıç sesi için buraya tıklayın.
Öter ardıç (Turdus philomelos). Göğsünde ve kanat altında sarılık var. Ormanları tercih eder. Özellikle de nemli ve karışık olanları. Diğer ardıçlarla karma gruplar yapabilir. Kalabalık gruplar halinde görmek mümkün. Sadece sesini duyarsam öter ardıç mı karatavuk mu emin olamıyorum. Her ikisinin sesini arar ara dinlemek, hatırlamak iyi oluyor. Tekrarlayalım: Öter ardıcın benekleri üçgen şekilli. Üçgenin içi daha dolu ve sivri ucu yukarı doğru. Öter ardıç sesi için buraya tıklayın.
Tarla ardıcı (Turdus pilaris).  Tarla ardıcının göğsünde de sarılık var. Öter ardıçla karıştırmamak için üçgen şekilli beneklerin sivri ucunun yönüne ve üçgenlerin doluluğuna bakın. Ayrıca göğsündeki benekler belirgin bir siyahlık oluşturur. Çok büyük sürüler halinde görebilirsiniz. Görürseniz, onları izlemenin ne büyük bir keyif olduğunun farkına varırsınız. Şanslıyım ki kampüste doya doya izlediğim anlar oldu. Tekrarlayalım: Tarla ardıcının beneklerinin içi nispeten daha az dolu. Sivri ucu da aşağıya doğru. Tarla ardıcı sesi için buraya tıklayın.
Şimdi, yukarıdaki fotoğrafta ardıçların türünü bulabilir misiniz? İpuçlarını izleyerek bir deneyin.
Doğada hava koşulları, ışık, kuşların bulunduğu dönemdeki tüy durumları ipuçlarını hafifletebilir. Renkleri hiç görmeyebilir, beneklerin şekillerini anlamayabilirsiniz. Bazı bireylerde benekler çok bazılarında az olabilir. Anlayacağınız kuşlar sizi şaşırtabilir. Ancak bunu bir bilmece olarak görün ve bilin ki gözlem yaptıkça, bulmacayı çözer ve kuşları daha kolay tanırsınız.
Hepimize şimdiden iyi kış seyirleri :)
Yararlandığım kaynaklar:
Collins Bird Guide
The Birds of Turkey
TRAKUS
Fotoğraflar: Ökse (Eddie McFish), Öter (Rob Baldwin), Tarla (Sergey Yeliseev), Karatavuk (Danny Lagrouw), Kızıl (Ian Kirk), Boğmaklı (Mark Putney)

Bir Bulut Gördüm, Yanağını Dayar Uyursun!

8674701961_67c23b5e23_o (1)
Altokümülüs lentikülaris – Manuel M. Ramos
Baştan belirteyim. Klavyem paslanmış. İlk birkaç yazım eski tadında olamayabilir. Ancak tam da bu nedenle, yani çok uzun bir aradan sonra yazdığım ilk keşif yazısı olduğu için duyduğum heyecan büyük ve bu pası dikkate alamayacağım :) Umarım siz de almazsınız :) 
Hayat artık öyle bir hızla akıp geçiyor ki! “Eskisi kadar heyecan duyduğum konular önüme çıkmıyor, doğrusu çıkmasına pek de vaktim kalamıyor, blogumu kapatsam mı, yazamıyorum artık” benzeri bir dolu düşünceyle boğuşurken 4 Ocak 2014 günü olağanüstü bir güzelle tanıştım. 
Amik Ovası’nın üzerinde havalandık. Amanosların üzerine doğru uçuşa geçtik. Bulutları yukarıdan göreceğim için heyecanlıydım ama böylesini de beklemiyordum. Önce stratokümülüslerin içinden geçtik, derken bir boşluğa ulaştık. Tepemizde de sirrokümülüsler. Aslında bu bile yeterince muazzamdı benim için: iki devasa bulut kümesi arasında bir boşlukta uçuyor olmak!
Sonra başımı sola çevirdim ki bulunduğumuz boşlukta en az 10-15 kattan oluşan muhteşem bir altokümülüs lentikülaris bulutunu asılı halde buldum. Nefes kesiciydi! Yükselmekte olduğumuz için fotoğrafını çekemedim. Yasaktı. Çok derin bir iç çektim! Ahh, çok derin… Öylece bakakaldım. Kızıma da gösteremedim. Hala yükselişteydik. Kemerini açamadım. Daha da derin bir iç çektim…
Eve vardığımızda bulutlar için başucu kaynağım olan Gavin Pretor-Pinney‘in TÜBİTAK’tan çıkmış Bulut Gözlemcisinin Rehberi kitabına sarıldım. 
Lentikülaris türü bulut: 1. alt katman bulutu olan Stratokümülüs, 2. orta katman bulutu olan Altokümülüs veya 3. üst katman bulutu olan sirrokümülüsler arasında bulunabiliyor. Benim gördüğüm orta katmandaydı :)
Kümülüs bulutlarının üzerinde oluşan bir diğer harika bulut cinsi olan pileus‘larla aman diyeyim karıştırmayın. 
4795660419_125a93f8c9_b
Pileus – Jen Scheer
Görüntüsü nedeniyle UFO bulutu da deniyor. Çoğu UFO fotoğrafının gerçekte lentikülaris olduğunu öğrenmek beni bir gülümsetti :) Siz de gülümsemek isterseniz Notlar bölümünde paylaştığım TÜBİTAK’ın bastığı kitabın 115. sayfasını lütfen okuyun. Metinde bahsi geçen fotoğraf burada.
Adının anlamı “mercek şeklinde” olan Lentikülaris nasıl mı oluşur? Bir yükseltinin üzerinden geçen havanın yukarı doğru itilmesiyle… Yükseltinin -tepe,dağ- üzerini aşmaya çalışan hava yükselip soğuyor ve bu muazzam bulutlar ortaya çıkıyor. 

wave_clouds_schem

Bu şekilde oluşan –orografik– tek bulut lentikülaris değil. Ancak lentikülarisler, hava akımı yükseltinin tepesinde dalgaya benzer bir şekilde hareket ettiği için bu şekli alıyorlar. Ayrıca kerkenez, yılan kartalı gibi bazı kuşlara benzer şekilde havada asılı kalıyorlar. Tabii gerçekte asılı kalıyor gibi görünüyorlar. Hava akımı sabit hızla ilerlerken damlacıklar bulutun içinden hızla geçiyor. Ancak oluşup buharlaştıkları nokta değişmediği için lentikülarisler yerlerinde sabit kalıyor algısı oluşuyor. 
Son olarak bulutu bu kadar güzel ve mat gösterenin çok sayıda küçük damlacık barındırması olduğunu da ekleyeyim. Ne kadar küçük ve çok damlacık, o kadar ihtişam! 
Bu yazımı okuyan herkesin lentikülaris görmesi dileğiyle.

Notlar:

Başlık yazımın ilhamı Cafe Fernando’nun kitabıdır
Başucu kitaplarımsa şunlar:
Bulut Gözlemcisinin Rehberi, Gavin Pretor-Pinney, TÜBİTAK
The Cloud Collector’s Handbook, Gavin Pretor-Pinney, Chronicle Books

Yoğurtotu zamanı gelmiş :)

Yoğurtotu zamanı gelmiş :)

Doğada dokunma duyusunu bu bitkiyle test edin derim :)

Bir de araştırmanızı öneririm, sağlıkla ilişkisini :)

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 8 @Sonbaharın Son Haftası

18 Aralık 2011, Saat: 12.05 - 12.45, Bulut (Kapalılık) Oranı: 10/10, Rüzgar: Kıble, Şiddeti: 3 (15 km/sa), Sıcaklık: 11°C; Gözlemciler: Özge ve ben

Bugün de özel bir konuğum vardı, Ankara’dan arkadaşım Özge geldi. Komşum Abbasağa ile tanıştı. Her zamanki noktamda bir süre sessizce gözlem yaptıktan sonra birlikte parkı dolaştık. Onun gelmesi mi hatırlattı, yoksa okul kampüsümü zaten özlemiş miydim bilemiyorum. Ama bugünkü hava kuş gözlemciliğine başladığım ilk yıllardaki kış havalarını ve keyifli gözlemleri burnumda tüttürdü. Kuşlar da sanki bunu bilirmiş gibi bugün pek şenlikliydi. 13 ispinoz, iki büyük baştankara, bir mavi baştankara, iki kızılgerdan, 5 leş kargası, 1 yeşil papağan, 2 serçe, 2 karabatak ve çok sayıda martı! Hava da tam sevdiğim havalardandı. Parkta yürürken kampüste yürüyormuş gibi hissettim. Bu nedenle gözlerim ve kulaklarım çalıkuşlarını, karabaşlı isketeleri, floryaları, şakrakları, çaprazgagaları, çıtkuşlarını, ardıçları aradı ama nafile… Varsın olmasınlar, Özge’yle Abbasağa bir harikaydı!

Birkaç gündür yağmur yağdı yağmasına ama dalga geçer gibi. Küçük küçük… Yine de toprak suya kavuşmuş oldu, solucanlar da izlerini dışkıları yoluyla gösterebildi. David R. Montgomery’nin ‘Toprak’ adlı kitabını okuyorum bu sıralar. Öneririm. Kitabın ilk bölümü, solucanlarla başlıyor. Darwin’in, ayağımızın altındaki toprağın solucanların bedenleri aracılığıyla nasıl dönüştüğünü ve bu solucanların İngiltere topraklarını nasıl biçimlendirdiğini anlattığı kitabından bilgiler paylaşıyor. Solucanların çürümüş yaprakları ve toz-toprağı değişime uğratıp kaliteli toprak haline getirdiğini belirtiyor. Ne olağanüstü! Toprak çok büyüleyici. Hakkında okudukça, dokunup koklayıp gözlem yaptıkça daha da hayran kalıyorum. Öyle ki, toprak uzmanlarının toprak tanımını tamamen benimsemiş durumdayım: Toprak canlı bir varlıktır!

Yağmur yağıp toprak canlanınca parkın sakini bitkiler de kendilerine gelmişler. Mine çiçekleri açmak üzere. Kuşotları, ballıbabalar, hindibalar, kazayakları da ‘en güzel yeşil renk bende’ der gibi bir parlamışlar ki sormayın. Birkaç da yeni keşfim oldu. Bunlardan birinin yaprağı siklamen yaprağına benziyor. Üstelik parkı da kaplamış. İlk defa görüyorum. Adını merak ettim, ancak bu sefer kolay bulamayacak gibiyim.

Mine çiçekleri açmak üzere
Siklamen yaprağına benzeyen bu bitkiyi çok merak ediyorum.

Birkaç haftadır ormanlarla ilgili sunum yapıyorum. Bu sırada dinleyicilere en son ne zaman bir ağaca tırmandıklarını soruyorum. Çoğu çocukken tırmanmış ve bir daha da hiç tırmanmamış. Ne üzücü! Özge bu konuda şanslılardan! Ona sorulsa vereceği yanıt: ‘Abbasağa Parkı’nda bugün bir Japon soforasına tırmandım’ olacak.

Siz en son ne zaman bir ağaca tırmandınız?

Özge’yle Abbasağalı ağaçları da tanımaya çalıştık. Porsuk ağaçlarına hayran kaldı. Çınarları ve at kestanelerini hemen tanıdı. Sedirleri diğer ibrelilerden nasıl ayırabileceğimizin püf noktasını öğrendi. Birlikte mazıları, servileri, kızılçamları, defneleri, mavi ladini gözledik. Parkta geçirdiğimiz zamanın sonlarına doğru Özge’nin yaptığı bir keşifle noktalayayım sonbaharın son haftasını. 21 Aralık’ta en uzun geceyi geçiriyor, ardından kışa giriyoruz biliyorsunuz. Kış mevsiminde görüşmek üzere hoşçakalın.

Özge'nin keşfi: Çınarların kovuklarına dolan tozu toprağı fırsat bilen bitkiler bir güzel gelişmişler.

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 7 @Sonbahar Mevsimi

10 Aralık 2011, Saat: 14.55 - 15.30, Sıcaklık: 10°C; Nem: %50; Rüzgar: Kıble 26 km/sa; Kapalılık: 0/10

Bu Cumartesi have çok soğuktu. Ellerim üşüdü. Buna rağmen have açıktı ve park çok güzeldi. Birkaç gün süren lodosun ardından hafif bir yağmur atıştırdı ancak toğrağın suya olan açlığına çare olamadı. Toprak nemli olsa da sertti.

Parka hakim sesler çocuklar ve papağanlardı. Tam altı papağanı çok yakından izleyebildim. Bunların dördü yeşil ikisi İskender papağanıydı. Bulundukları ağaçta gagalarını dallara sürtüyorlardı. Önce bunu neden yaptıklarını anlamadım. Sonra yer düşen bir dalı görünce anladım. Bu ağacın kalmış son meyvelerini yiyorlardı. Bunu da son derece gürültülü bir şekilde yapıyorlardı.

Altı gürültücü papağan
Papağanların yediği tohum. Ağacın türünü henüz bilemiyorum.
Yeşil papağan

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 6 @ Sonbahar Mevsimi

4 Aralık 2011, Saat: 11.45-12.30, Rüzgar: Kıble-Gündoğusu, Bulut (Kapalılık) Oranı: 0/10, Gözlemciler: Pınar, Kostas, Alper ve ben

Bugün harika bir park günüydü :)

Cuma akşamı sevgili Kostas aradı ve ‘Bu haftaki Abbasağa gözlemine Pınar’la katılmak istiyoruz’ dedi. Ah, ne güzel!

Sabah parkın B kapısından aradılar. Önce birlikte kahvaltı yaptık, hemen ardından parka gittik. Onların şansına hava o kadar güzeldi ki. Kıble-Gündoğusu karışık rüzgar tatlı, ılık bir esinti getirdi. Gökyüzü apaçıktı. Hepimizin hamak atıp orada keyifle uyuyası geldi.

Kasımın ikinci yarısından itibaren hızlanan yaprak yağmuru bu hafta iyice artmış. Her yer ama her yer yaprakla kaplıydı. Ağaçların dalları iyice çıplaklaşmış. Topraksa hala kupkuru. Uzun bir süredir İstanbul’da yağış yok.

Pınar ve Kostas çınar yaprakları üzerinde
Gözlem noktamdan gökyüzü ve iyice çıplaklaşmış çınar ağacı
Fotoğraf: A. Alper Akyüz
Kocaman bir atkestanesi yaprağı

İspinozlarla büyük baştankaraları aynı ağaçta gördük. Bu iki kuş türü sesleriyle benim kafamı karıştırmaya çalışıyorlar kesin! Martılar yüksekten geçti, leş kargaları sesleriyle varlıklarını iyi bir hissettirdi. Ağaçkakanı ise çok uzaktan duyduk. Serçeleri hep unutuyorum. Onlar da vardı tabii…

Çiçeklenmiş bir karahindiba gördük. Küçük su düğünçiçekleri ise parkın en nemli yerinde biraz daha boy atmış, kendilerini göstermeye çalışıyorlardı. Güz çiğdemi sevdamdan bu hafta vazgeçtim.

Bu haftanın sürprizi ise, tıpkı bizim gibi güneşin tadını çıkarmaya çalışan ve kış öncesi toplanan ateş böcekleriydi.

Fotoğraf: A. Alper Akyüz

Pınar ve Kostas, dostum Abbasağa Parkı ve ben sizi yine bekleriz.

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 5: Abbasağa@Sonbaharın Son Demleri

26 Kasım 2011, Saat: 11.50-12.30, Bulut (Kapalılık) Oranı: 9/10, Gözlemciler: Ben ve Alper; Fotoğraf: A. Alper Akyüz

Bir süredir haftasonları İstanbul’da bulunamıyordum. Sonunda ‘Hiçbir Şey Satın Almama Günü’ olan 26 Kasım’da Alper’le komşumuz Abbasağa’yı ziyaret edebildik.

Hava soğuktu. Yere dökülmüş yapraklar tam bir görsel şölen sunuyor diye düşünüyordum  ki, belediye görevlileri onları süpürmeye başladılar. Keşke kompost yapmak için kullansalar. Ağaçların yaprakları türlerine göre farklı renkleri almışlardı. At kestaneleri kızıla çalarken, çınarlar yeşilimtırak sarı, ıhlamurlarsa sapsarıydı.

Toprak dün kupkuru, kaskatıydı. Sadece bazı yerlerde bir hayli nemliydi ve buralarda otlar adeta fışkırmıştı. Nedenini anlayamadım. Henüz!

İspinozun ‘çınn’ sesini taklit eden baştankaralar bu sefer beni kandıramadılar. Onlara bir kızılgerdan eşlik etti. Üç yeşil papağan da uzun bir servinin tepesine konup parka hakimiyetlerini ilan ettiler.

Günün sürprizi benim yenidünya olarak bildiğim Malta eriğinin çiçek açmış olmasıydı!

Süpürülmüş çınar yaprakları. F: A. Alper Akyüz
Kızıla çalan atkestanesi yaprakları.F: A. Alper Akyüz
Yenidünya çiçekleri. F: A. Alper Akyüz
Nemli bir alan. F: A. Alper Akyüz

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 4: Abbasağa@Sonbahar Mevsimi

29 Ekim 2011, Saat: 14.15-14.45, Bulut (Kapalılık) Oranı: 10/10, Rüzgar: Poyraz, Rüzgar Şiddeti: 3 (19 km/sa), Sıcaklık: 15 °C, Gözlemciler: bu sefer eşlik eden olamadı

Abbasağa’da bu hafta esintili, kurak ve çok gürültülüydü. Yapay gürültüye rağmen büyük baştankaraların ispinoz taklidi yaptıklarına kulaklarımla şahit oldum! Doğrusu endişelendim, yoksa ormanda ispinoz diye adlandırdığım bazı sesler aslında baştankaralar olabilir miydi? Sesler konusunda çok daha dikkatli olmak lazım. Duyduğum ve gördüğüm diğer kuşlarsa: ebabillerin son temsilcileri, gümüş martılar, leş kargası, yeşil papağan ve belki yine bir alaca ağaçkakan?

Karahindibalar solmuşlar, bir tür düğünçiçekleriyse açmışlar. Çiğdemlerden ise hala ses seda yok. Parkın en güzel sararan ağacı ise aşağıda, türünü tahmin edebilecek olan var mı?

Abbasağa parkının orta bölümünde çoğunlukla çınarlar var. Porsuklar da bu bölümde. Gözlem noktam ve parkın güney batı tarafında ise geçtiğim yazıda bahsettiğim serviler bulunuyor. Bunların bir kısmı çok yaşlı olsa gerek. Biri de tam karşımda, çocuk parkının tam ortasında. Ne manidar!

Çocuk parkındaki servilerden biri

Bu hafta parkta gözümü alan bir diğer kare de aşağıda…

Sedir ağacının gövdesine incir ağacı meyletmiş :)

Bu arada parkın büyüklüğü şöyle: