Abbasağa Parkı, Hafta 10-11-12 @Kış Mevsimi

22 Ocak 2012, Sıcaklık: 6°C, Rüzgar: Lodos ve 28 km/sa, Kapalılık: 3/10, Sirrüs bulutları. Gözlemciler: Kedi gözlemcileri Gülesin ve Alper ile bendeniz. Fotoğraf: A. Alper Akyüz

Evet, blogumun formatını yine değiştirdim. İçime sinen formatı bir türlü bulamıyorum. İş yoğunluğu nedeniyle de çok ilgilenemiyorum. Bundan önceki son formatta fotoğrafları kaydetmeyi bir türlü başaramamıştım. Dolayısıyla 1 Ocak ve 8 Ocak’ta yaptığım gözlemleri yazamadım. Geçtiğimiz hafta ise hem iş hem yüksek lisans ödevi nedeniyle Komşum Abbasağa’yı ziyaret edemedim.

Geç de olsa önceki gözlemlerimi yazayım. 1 ve 8 Ocak’ta Abbasağa çok soğuktu. Üstelik 1 Ocak’ta çok da hastaydım. Her iki gözlemde yağış da vardı. 1 Ocak gözlemim sessiz, sakin ve soğuktu ama 8 Ocak gözlemim çok heyecanlı oldu. Kimliğini bir türlü bulamadığım bir ağacı teşhis edebildim. Abbasağa’daki 7. gözlemimde yeşil ağaçkakanlar bu güzel ağacın meyvelerini yiyorlardı. Türünü bir hayli merak etmiştim. Sonunda buldum: Çitlembik! Gözlemin sonlarına doğru ise baştankaraların bir ağacın ortalarına doğru çekildiğini fark ettik. Aynı anda farklı bir ses de çıkardılar. Bu ne ki derken bir de ne görelim, parka bir atmaca dalıvermesin mi? Tam gözümüzün önünde! Farklı ses baştankaraların alarm sesleriymiş. Yazık ki leş kargaları atmacayı çok durdurmadı parkta. Hemen uzaklaştırdılar. Bunun ardından baştankaralar da alışık olduğumuz seslerine döndüler. Önemli bir yardımlaşma. Baştankaralar sesleriyle tehdit olduğunu söylüyor, leş kargaları tehditi uzaklaştırıyor.

Bu haftaki gözlemimize ise bir başka Abbasağa komşusu Gülesin de katıldı. Girer girmez iki yeşil ağaçkakan gördük. Ardından her zamanki gözlem noktamızda yukarıdaki fotoğrafı çektik. Bugün güneşliydi, tatlı bir esinti vardı. Parkın güney köşesindeki mazılar büyük baştankaralar, mavi baştankaralar ve ispinozlarla doluydu. Bu ağacın tohumlarını çok seviyorlar. Her dem yeşil olduğu için içinde saklanabiliyorlar da. Mazıların arkasındaki oturma alanında, bir sedir ağacının altında büyük baştankaraları izlemeye çalışırken bir anda iki tanesi çok yakınıma geldi. Çok güzeller!

Daha uzaktan gördüğümüz mavi baştankara. Fotoğraf: Marko Kivela

Bugünün bir sürprizi de dört gözle beklediğim ballıbabalar oldu. Aslında tek bir tane demem daha doğru olur. Güneşe kanıp çiçeklenmişti. Yanında mineler de vardı. Alper farketti. Ballıbabalar bir süre sonra parkı kaplayıverecekler. Papatyalar da öyle. Sonra sırayla çeşit çeşit çiçek canlanıp açmaya başlayacak. Park pek bir şenlenecek. Kışın ortasında baharı mı özledim ne?

Ballıbaba. Fotoğraf: A. Alper Akyüz

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 9 @Kış Mevsimi

Hava durumunu kaydedemedim. DMİ'den de bulamadım. Arşivleri nerede bilen var mı?

Yılsonu iş yoğunluğu nedeniyle kış mevsiminden ilk yazım çoğunlukla fotoğraflarla (Fotoğraflar: Alper Akyüz) :)

Birkaç gündür yağan karın ardından bugün hava açtı. Fotoğraftan belli olmasa da çoğunlukla güneşli bir hava vardı. Ancak elbette kar soğuğunu da hissettik. Komşumuz Abbasağa’da baştankara ve ispinozlar kalabalıklaşmışlar. Bir yeşil papağan duyup, olağan şüpheli birkaç leş kargası da görmedik değil. Yapraklar birkaç inatçı atkestanesi dışında neredeyse tamamen dökülmüşler. Oysa yapraklarını ilk dökmeye başlayanlar atkestaneleriydi. Karahindibalar çiçeklerini açtı açacak. Kış ortasında tozlaşmalarına kim yardımcı oluyor acaba?

Günün en güzel keşfi ise parkta haftalardır bulmaya çalıştığım fıstıkçamları oldu. Kozalak parçalarını orada burada görüp kendisini bir türlü bulamıyordum! Meğer servilerin arasında saklanıyorlarmış. Hep altlarından baktığım için kızılçam sandığım iki fıstık çamı varmış meğer. Farklı bir açıdan bakınca görece yuvarlak tepe taçlarını fark ettim ve buna da bir hayli sevindim :) Bu arada fıstıkçamlarını saklayan servilerin altından geçerken mazımsı, güzel kokularını duymamak imkansız.

Kuşlar bu meyvelere sanki rağbet göstermiyorlar. Mazı tohumlarını daha çok seviyorlar. Bu gözlemimizde ne kadar doğruyuz acaba?
Açmış karahindibalar da vardı...
Açmak üzere olanlar da...
Filizlenen bir atkestanesi tohumu :)
Bu bir Malta eriği, bizim oraların deyişiyle yenidünya yaprağı. Üzeri tüylüdür. Çocukken ellerimizle bu tüycükleri toplardık. Yaprakların parlak renginin ortaya çıkması hoşumuza giderdi. Ne sade ve basit ama ne eğlenceli oyunlarımız vardı böyle :)
Mazı tohumlarıyla kendinden geçen kalabalık bir büyük baştankara-ispinoz grubunun bir üyesi

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 8 @Sonbaharın Son Haftası

18 Aralık 2011, Saat: 12.05 - 12.45, Bulut (Kapalılık) Oranı: 10/10, Rüzgar: Kıble, Şiddeti: 3 (15 km/sa), Sıcaklık: 11°C; Gözlemciler: Özge ve ben

Bugün de özel bir konuğum vardı, Ankara’dan arkadaşım Özge geldi. Komşum Abbasağa ile tanıştı. Her zamanki noktamda bir süre sessizce gözlem yaptıktan sonra birlikte parkı dolaştık. Onun gelmesi mi hatırlattı, yoksa okul kampüsümü zaten özlemiş miydim bilemiyorum. Ama bugünkü hava kuş gözlemciliğine başladığım ilk yıllardaki kış havalarını ve keyifli gözlemleri burnumda tüttürdü. Kuşlar da sanki bunu bilirmiş gibi bugün pek şenlikliydi. 13 ispinoz, iki büyük baştankara, bir mavi baştankara, iki kızılgerdan, 5 leş kargası, 1 yeşil papağan, 2 serçe, 2 karabatak ve çok sayıda martı! Hava da tam sevdiğim havalardandı. Parkta yürürken kampüste yürüyormuş gibi hissettim. Bu nedenle gözlerim ve kulaklarım çalıkuşlarını, karabaşlı isketeleri, floryaları, şakrakları, çaprazgagaları, çıtkuşlarını, ardıçları aradı ama nafile… Varsın olmasınlar, Özge’yle Abbasağa bir harikaydı!

Birkaç gündür yağmur yağdı yağmasına ama dalga geçer gibi. Küçük küçük… Yine de toprak suya kavuşmuş oldu, solucanlar da izlerini dışkıları yoluyla gösterebildi. David R. Montgomery’nin ‘Toprak’ adlı kitabını okuyorum bu sıralar. Öneririm. Kitabın ilk bölümü, solucanlarla başlıyor. Darwin’in, ayağımızın altındaki toprağın solucanların bedenleri aracılığıyla nasıl dönüştüğünü ve bu solucanların İngiltere topraklarını nasıl biçimlendirdiğini anlattığı kitabından bilgiler paylaşıyor. Solucanların çürümüş yaprakları ve toz-toprağı değişime uğratıp kaliteli toprak haline getirdiğini belirtiyor. Ne olağanüstü! Toprak çok büyüleyici. Hakkında okudukça, dokunup koklayıp gözlem yaptıkça daha da hayran kalıyorum. Öyle ki, toprak uzmanlarının toprak tanımını tamamen benimsemiş durumdayım: Toprak canlı bir varlıktır!

Yağmur yağıp toprak canlanınca parkın sakini bitkiler de kendilerine gelmişler. Mine çiçekleri açmak üzere. Kuşotları, ballıbabalar, hindibalar, kazayakları da ‘en güzel yeşil renk bende’ der gibi bir parlamışlar ki sormayın. Birkaç da yeni keşfim oldu. Bunlardan birinin yaprağı siklamen yaprağına benziyor. Üstelik parkı da kaplamış. İlk defa görüyorum. Adını merak ettim, ancak bu sefer kolay bulamayacak gibiyim.

Mine çiçekleri açmak üzere
Siklamen yaprağına benzeyen bu bitkiyi çok merak ediyorum.

Birkaç haftadır ormanlarla ilgili sunum yapıyorum. Bu sırada dinleyicilere en son ne zaman bir ağaca tırmandıklarını soruyorum. Çoğu çocukken tırmanmış ve bir daha da hiç tırmanmamış. Ne üzücü! Özge bu konuda şanslılardan! Ona sorulsa vereceği yanıt: ‘Abbasağa Parkı’nda bugün bir Japon soforasına tırmandım’ olacak.

Siz en son ne zaman bir ağaca tırmandınız?

Özge’yle Abbasağalı ağaçları da tanımaya çalıştık. Porsuk ağaçlarına hayran kaldı. Çınarları ve at kestanelerini hemen tanıdı. Sedirleri diğer ibrelilerden nasıl ayırabileceğimizin püf noktasını öğrendi. Birlikte mazıları, servileri, kızılçamları, defneleri, mavi ladini gözledik. Parkta geçirdiğimiz zamanın sonlarına doğru Özge’nin yaptığı bir keşifle noktalayayım sonbaharın son haftasını. 21 Aralık’ta en uzun geceyi geçiriyor, ardından kışa giriyoruz biliyorsunuz. Kış mevsiminde görüşmek üzere hoşçakalın.

Özge'nin keşfi: Çınarların kovuklarına dolan tozu toprağı fırsat bilen bitkiler bir güzel gelişmişler.

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 7 @Sonbahar Mevsimi

10 Aralık 2011, Saat: 14.55 - 15.30, Sıcaklık: 10°C; Nem: %50; Rüzgar: Kıble 26 km/sa; Kapalılık: 0/10

Bu Cumartesi have çok soğuktu. Ellerim üşüdü. Buna rağmen have açıktı ve park çok güzeldi. Birkaç gün süren lodosun ardından hafif bir yağmur atıştırdı ancak toğrağın suya olan açlığına çare olamadı. Toprak nemli olsa da sertti.

Parka hakim sesler çocuklar ve papağanlardı. Tam altı papağanı çok yakından izleyebildim. Bunların dördü yeşil ikisi İskender papağanıydı. Bulundukları ağaçta gagalarını dallara sürtüyorlardı. Önce bunu neden yaptıklarını anlamadım. Sonra yer düşen bir dalı görünce anladım. Bu ağacın kalmış son meyvelerini yiyorlardı. Bunu da son derece gürültülü bir şekilde yapıyorlardı.

Altı gürültücü papağan
Papağanların yediği tohum. Ağacın türünü henüz bilemiyorum.
Yeşil papağan

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 6 @ Sonbahar Mevsimi

4 Aralık 2011, Saat: 11.45-12.30, Rüzgar: Kıble-Gündoğusu, Bulut (Kapalılık) Oranı: 0/10, Gözlemciler: Pınar, Kostas, Alper ve ben

Bugün harika bir park günüydü :)

Cuma akşamı sevgili Kostas aradı ve ‘Bu haftaki Abbasağa gözlemine Pınar’la katılmak istiyoruz’ dedi. Ah, ne güzel!

Sabah parkın B kapısından aradılar. Önce birlikte kahvaltı yaptık, hemen ardından parka gittik. Onların şansına hava o kadar güzeldi ki. Kıble-Gündoğusu karışık rüzgar tatlı, ılık bir esinti getirdi. Gökyüzü apaçıktı. Hepimizin hamak atıp orada keyifle uyuyası geldi.

Kasımın ikinci yarısından itibaren hızlanan yaprak yağmuru bu hafta iyice artmış. Her yer ama her yer yaprakla kaplıydı. Ağaçların dalları iyice çıplaklaşmış. Topraksa hala kupkuru. Uzun bir süredir İstanbul’da yağış yok.

Pınar ve Kostas çınar yaprakları üzerinde
Gözlem noktamdan gökyüzü ve iyice çıplaklaşmış çınar ağacı
Fotoğraf: A. Alper Akyüz
Kocaman bir atkestanesi yaprağı

İspinozlarla büyük baştankaraları aynı ağaçta gördük. Bu iki kuş türü sesleriyle benim kafamı karıştırmaya çalışıyorlar kesin! Martılar yüksekten geçti, leş kargaları sesleriyle varlıklarını iyi bir hissettirdi. Ağaçkakanı ise çok uzaktan duyduk. Serçeleri hep unutuyorum. Onlar da vardı tabii…

Çiçeklenmiş bir karahindiba gördük. Küçük su düğünçiçekleri ise parkın en nemli yerinde biraz daha boy atmış, kendilerini göstermeye çalışıyorlardı. Güz çiğdemi sevdamdan bu hafta vazgeçtim.

Bu haftanın sürprizi ise, tıpkı bizim gibi güneşin tadını çıkarmaya çalışan ve kış öncesi toplanan ateş böcekleriydi.

Fotoğraf: A. Alper Akyüz

Pınar ve Kostas, dostum Abbasağa Parkı ve ben sizi yine bekleriz.

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 5: Abbasağa@Sonbaharın Son Demleri

26 Kasım 2011, Saat: 11.50-12.30, Bulut (Kapalılık) Oranı: 9/10, Gözlemciler: Ben ve Alper; Fotoğraf: A. Alper Akyüz

Bir süredir haftasonları İstanbul’da bulunamıyordum. Sonunda ‘Hiçbir Şey Satın Almama Günü’ olan 26 Kasım’da Alper’le komşumuz Abbasağa’yı ziyaret edebildik.

Hava soğuktu. Yere dökülmüş yapraklar tam bir görsel şölen sunuyor diye düşünüyordum  ki, belediye görevlileri onları süpürmeye başladılar. Keşke kompost yapmak için kullansalar. Ağaçların yaprakları türlerine göre farklı renkleri almışlardı. At kestaneleri kızıla çalarken, çınarlar yeşilimtırak sarı, ıhlamurlarsa sapsarıydı.

Toprak dün kupkuru, kaskatıydı. Sadece bazı yerlerde bir hayli nemliydi ve buralarda otlar adeta fışkırmıştı. Nedenini anlayamadım. Henüz!

İspinozun ‘çınn’ sesini taklit eden baştankaralar bu sefer beni kandıramadılar. Onlara bir kızılgerdan eşlik etti. Üç yeşil papağan da uzun bir servinin tepesine konup parka hakimiyetlerini ilan ettiler.

Günün sürprizi benim yenidünya olarak bildiğim Malta eriğinin çiçek açmış olmasıydı!

Süpürülmüş çınar yaprakları. F: A. Alper Akyüz
Kızıla çalan atkestanesi yaprakları.F: A. Alper Akyüz
Yenidünya çiçekleri. F: A. Alper Akyüz
Nemli bir alan. F: A. Alper Akyüz

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 4: Abbasağa@Sonbahar Mevsimi

29 Ekim 2011, Saat: 14.15-14.45, Bulut (Kapalılık) Oranı: 10/10, Rüzgar: Poyraz, Rüzgar Şiddeti: 3 (19 km/sa), Sıcaklık: 15 °C, Gözlemciler: bu sefer eşlik eden olamadı

Abbasağa’da bu hafta esintili, kurak ve çok gürültülüydü. Yapay gürültüye rağmen büyük baştankaraların ispinoz taklidi yaptıklarına kulaklarımla şahit oldum! Doğrusu endişelendim, yoksa ormanda ispinoz diye adlandırdığım bazı sesler aslında baştankaralar olabilir miydi? Sesler konusunda çok daha dikkatli olmak lazım. Duyduğum ve gördüğüm diğer kuşlarsa: ebabillerin son temsilcileri, gümüş martılar, leş kargası, yeşil papağan ve belki yine bir alaca ağaçkakan?

Karahindibalar solmuşlar, bir tür düğünçiçekleriyse açmışlar. Çiğdemlerden ise hala ses seda yok. Parkın en güzel sararan ağacı ise aşağıda, türünü tahmin edebilecek olan var mı?

Abbasağa parkının orta bölümünde çoğunlukla çınarlar var. Porsuklar da bu bölümde. Gözlem noktam ve parkın güney batı tarafında ise geçtiğim yazıda bahsettiğim serviler bulunuyor. Bunların bir kısmı çok yaşlı olsa gerek. Biri de tam karşımda, çocuk parkının tam ortasında. Ne manidar!

Çocuk parkındaki servilerden biri

Bu hafta parkta gözümü alan bir diğer kare de aşağıda…

Sedir ağacının gövdesine incir ağacı meyletmiş :)

Bu arada parkın büyüklüğü şöyle:

Yaz gündönümünden güz ekinoksuna Doğa Güncem

Günlerin giderek kısalmaya başladığı yaz gündönümünden, günle gecenin eşitlendiği güz ekinoksu arasında kalan zaman aralığındaki günlük doğa gözlemlerimi paylaşıyorum. Keyifli okumalar dilerim :)

Haziran 2011

22 Haziran: Adıyaman’da kaplan kırlangıçkuyruk kelebeği etrafımızda şöyle bir süzülüverdi, beni mest etti :)

23 Haziran: kulaklı toygar @Nemrut

kar serçesi, küçük kartal, kerkenez, kaya sıvacı, kulaklı toygar @Nemrut

24 Haziran: adıyaman’da 65 leylek, gökkuzgun, arıkuşu :)

25 Haziran: kestane ağaçları çiçekte

26 Haziran: ıhlamurlar açmış! kokladınız mı?

Penceremden gökyüzü

27 Haziran: bugün yağmurluydu. Daha önce de yazdığım gibi yağmuru severim :)

https://dogaguncem.wordpress.com/2010/09/11/caylak-firtinasi/

28 Haziran: Ankara’yı bahadır kelebekleri sarmış :)

30 Haziran: Hindiba zamanı…

‎98 yazında Konya’nın güneyindeki dağlık bozkırlarda tanıştığım, adı üzerinde ‘dikenligüzel’ (morina persica) bitkisini geçen hafta Adıyaman-Antep yolunda gördüm. Dağlık bozkırları sarmıştır şimdi.

Temmuz 2011

3 Temmuz: K. Maraş’ta yüzlerce uğurböceği bir arada.

8 Temmuz: Gülibrişimler açtı

11 Temmuz: atmaca güveleri cirit atıyor

12 Temmuz: bugün hava bulutlu, hafif esintili ama çok nemli

13 Temmuz: yeşilden sarıya dönmekte olan çayırlarda hindiba zamanı.

Kelebekler için harikulade bir sıcaktı. Biz gölgeye onlar güneşe kaçtı hep.

14 Temmuz: Manolyalar da açmış. Gülibrişimlerin gölgesinde kalmış olsalar da çok güzeller. Oya ağacının çiçekleri de açtı açacak, eli kulağında…

15 Temmuz: Dün bir tutam toprak etiği, bir tutam sığla ormanları, bir tutam da uğurböceği günüydü…

16 Temmuz: %100 Ekolojik Pazar’da erikler, kirazlar, şeftaliler, dutlar, acurlar, armutlar, elmalar! Ben gibi meyveçiller için harika bir pazar!

17 Temmuz: O kadar sıcak ki ebabiller bile ortalıkta yoklar! Çıt çıkmaz olmuş!

19 Temmuz: Bu haftasonu Kilyos kum zambakları festivali var :) Kum zambakları açmış, mis kokularını yaymaya başlamışlar!

21 Temmuz: Çimenlerde sinirotu zamanı

22 Temmuz: Yer sarmaşıklarının bazıları beyaz bazıları pembe çiçekli. Yaz mevsiminin sıkıcı ve kurak olduğunu düşünenler pek bir yanılıyor :)

Dünden beri hava az biraz serinledi. Bugün düne göre sanki daha serin

23 Temmuz: Yine harika bir %100 Ekolojik Pazar. Şaban Abi’nin muhteşem tatta kavunları gelmiş sonunda! Vazgeçemediğim şeftali, kiraz, kayısıya bugün çilek, dut ve karpuz da ekledim. Kara üzümü bekliyorum dört gözle. Haftaya çıkar mı ki? Yaşasın yaz meyveleri!

26 Temmuz: Mevsimlerden ‘Ağaç Hatmi’ zamanı!

28 Temmuz: Şimdi de Oya ağaçlarının çiçeklenme zamanı! Gövdeleri çok güzeldir. Çiçeklerine bakayım derken gövdelerini kaçırmayın!

 

Ağustos 2011 (Bu aya torpil geçmişim)

1 Ağustos: Uğurböcekleri yazım @National Geographic Ağustos sayısı. Fotoğraflar: Tolga Sezgin

30 leylek @Edremit, yaz ortasında göç başladı bile.

Bugün esen rüzgar kuzeyden, yıldız!

Yazın Akdeniz = Sıcak = Kızılçam = Ağustosböceği = Cırcırcırcırcırcırcır

Çamtepe’de Doğa Gözlem Okulu

3 Ağustos: Vega, Altair, Deneb @Yaz Üçgeni

4 Ağustos: Göç başladı, kırlangıçlar güneye doğru yola koyuldu!

3 Ağustos: Vega, Altair, Deneb @Yaz Üçgeni

4 Ağustos: Göç başladı, kırlangıçlar güneye doğru yola koyuldu!

7 Ağustos: 500 leylek @Susurluk

Ağustos için hem yaz hem sonbahar diye boşuna denmemiş :)

8 Ağustos: Yalova Esenköy’de dinlenen 50 leylek, leylekler toparlanıp yola koyuluyorlar.

Bulutsuz onca günden sonra bugün gökte küçük ama güzel bulutlar :)

9 Ağustos: haftasonu adatepe’de ramazan ayının ne olduğunu hatırladım. kalabalık aile bir arada, iftara doğru artan telaş, heyecanlı bir koşturmaca, çoluk çocuk çınlamaları ve sabrın sonunda neşeli bir iftar. haftasonu, kaldığımız pansiyonun yanındaki evden gelen anane, kızları, oğulları, gelinleri, damatları ve torunlarının ramazan seslerini dinledim. özlemişim.

10 Ağustos: Gök bugün bulutlu, bulutlar hızlı ve yer yer gri. Kümülüs cinsinden. Rüzgar poyraz. Gün bugün 06.09’da doğdu, 20.09’da batacak. Gün batımı düne göre 1 dakika daha erken. Yabani hindibalar hala var. Ebabiller de öyle. Güzel bir gün!

Güzelim kümülüsler geçtikleri yerlerden topladıkları nemi yağmur olarak bırakmadan önce bize iyice hissettiriyorlar. Ardından olağanüstü bir yağmur gelecekse hiç sorun yok! Yağmur bırakmadan gideceklerse küserim :)

11 Ağustos: Hava tamamen kapalı, incecik, damla damla yağan yağmur, mis gibi ferahlık kokusu, rüzgar yön değiştirmiş, kuzeybatıdan esen karayele dönmüş.

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur başladı! Yağmuru seviyorum.

Göğü kapatan bulutların renk oyunlarını izliyor musunuz?

12 Ağustos: Pelet ve bulut ve palamut!

Gün 06.10’da doğdu; 20.07’de battı. Yarın: DOLUNAY!

Günler hızla kısalıyor…

13 Ağustos: Gün 06.11’de doğdu, 20.05’te battı. Bugün dolunay. Güneş çok yakmadı. Sabah görülen ‘kümülüs humilis’ bulutları öğleden sonra yerini ‘bulut sokaklarına’ yani ‘kümülüs radiatus’a bıraktı.

‎@Belgrad Ormanı: kestane meyveleri olgunlaşıyor, meşe palamutlarına sevdalı alakargalar ortalıkta dolaşıyor, arıkuşları göçe hazırlanıyor, insanın nasıl bir canlı olduğunu henüz bilmeyen yavru kızılgerdanlar yaklaşmanıza izin veriyor, hevhulma çiçekleri yeşile pembe katıyor, küçük ağaçkakan ve kayın baştankarası sürpriz yapıyor.

14 Ağustos: Kümülüs bulutları yerini sürrüslere bıraktı. Sirrüsler daha yukarıda…

19 Ağustos: Bugün de kümülüsler var. Daha kalabalıklar. ‘Az sonra güz mevsimi’ der gibiler…

20 Ağustos: Doğa Güncem’de sonunda yeni bir yazı: Bu baykuş ne yemiş?

21 Ağustos: Sabah 10.00 civarı güneye doğru yol almış 1000 leylek @Mimaroba, 1800 leylek @Silivri; akşam 19.30 civarı dinlenmek üzere tarlaya konmuş 300 leylek @Silivri

Bir muradıma daha erdim bugün, çörekotu gördüm @Elmalı Köyü, Malkara, Tekirdağ :-)

24 Ağustos: atkestaneleri yapraklarında kahverengi hakimiyeti başlamış! Çınarlarda da ve ıhlamurlarda…

‎13 Ağustos’tan bugüne günbatımı 16 dakika değişmiş. Bugün 19.49’da battı. Bu dakikalar çok önemli. Ağaçlar yaprak dökme zamanlarına buna göre karar veriyorlar. Örneğin atkestanesi yapraklarının zamanı gelmiş!

Doğa Güncem’de yeni yazı: Ağaçların Saatli Maarif Takvimi

26 Ağustos: Bulutlar ne kadar alçaktan geçiyor. Hem alçaklar hem hızlılar… Çoğu beyaz, yer yer gri…

27 Ağustos: 15800 leylek @Silivri- Tekirdağ arasında

‎2250 leylek, 105 şahin, 30 leylek daha @Selimpaşa

‎10235+4750+500+13 leylek daha Silivri- Tekirdağ arasında

300 leylek @Selimpaşa-Silivri

28 Ağustos: İbibik, sinekkuşu, saka, kırlangıç, maskeli ötleğen, maskeli örümcekkuşu, alaca ağaçkakan, büyük baştankara, sinekkapan, kızıl sırtlı örümcekkuşu, çayır taşkuşu, arıkuşu, kukumav @ Geyikli

Yılan kartalı ve iki bozdoğan @Geyikli

29 Ağustos: Arıkuşları

31 Ağustos: İki su değirmeni @Bayramiç

30 kara leylek @Bayramiç

Yılın ilk siklameni @Kazdağları

Eylül 2011

1 Eylül: İbibik!

Kukumavlar cirit atıyor. Keler yavrularıyla duvar keşfinde…2 Eylül

Yaz üçgeni

4 Eylül: Bugün bulutlar harikulade! Olağanüstü!

Birbirine sarılmış iki kadim dost gibi görünen bu ginkolar 156 yaşındalar. Ihlamur Kasrı’nda boyunlarını iyice uzatmış denizi görmeye çalışıyor olmasınlar?

5 Eylül: Atlas, EvBahçe, Tempo, Hello!, Ekonomist, AutoShow, Formsante, Yacht, Elele dergilerinin ‘Çevre: Ekolojik Yaşam Rehberi’nde yazım çıktı. Doğayı koklamak, dinlemek, tatmak, hissetmek :)

Denizin, tuzun, taşın, kumun, zamanın izi @Deniz Camları!

Yaşamın izi @ Deniz Porselenleri

7 Eylül: Kümülüs humilis bulutları hakim gökte :) Hani şu pamuk pamuk olanlar.

Havadelisi: Bu arada, Eylül’de klimatolojik sonbahar başlar, asıl sonbahar, gecelerin gündüzlerden daha uzun hale gelmesiyle, 23 Eylül’de başlayacak. Ona da astronomik sonbahar deniyor.

8 Eylül: Sirrüs bulutları

Doğa Güncem’de yeni yazı: Ay çevresindeki taç

11 Eylül: Güz Dolunayı!

12 Eylül: Kilyos’ta Güz Dolunayı Günü Yürüyüşü

18 Eylül: Yalova gökyüzünde kırmızı-mor tonları!

21 Eylül: Günübirlik geldiğim İstanbul’da özlediğim ‘gökgürültülü yağmur’

22 Eylül: Yalova ormanlarında yeşil ağaçkakanlar haykırıyor, ona sıvacıkuşları eşlik ediyor.

Stratokümülüs @Yalova

Kırlangıçlar fırtınaya rağmen güneye doğru yola devam ediyor… Ne azim!

Fırtına koptu! Kestane Karası fırtınasındayız. Bugün ikinci gün. Rüzgarın yönü belli değil, oradan oraya savruluyor. Gök gürlüyor. Deniz çalkalanıyor.

Kış gündönümünde yeni bir listeyle görüşmek üzere, sağlıcakla kalın :)

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 3: Abbasağa@Sonbahar Mevsimi

23 Ekim 2011, Saat: 12.40-13.30, Bulut (Kapalılık) Oranı: 3/10, Rüzgar: Poyraz, Rüzgar Şiddeti: 3, Sıcaklık: 18 °C, Gözlemciler: Suzan, Alper ve ben

 

Komşum Abbasağa ile üçüncü buluşmamıza haftasonu bizimle olan Suzan annem de katıldı ve onun dikkatli gözleri bakın ne keşiflere olanak sağladı :) Gözleme kattığı renkler için kendisine buradan teşekkür ederim!

İlk iki hafta varlığını iyice hissettiren dökülmüş yapraklardan bu hafta pek eser yoktu. Kayıp yaprakların bir kısmı Almanya’da ‘yağmurkurdu’ da denilen solucanların marifeti. Ancak geri kalanı bilemiyorum. Belki belediye! Her neyse, önceki gözlemlerden solucan dışkısını merak eden Suzan annemin ilk öğrenmek istediği de bu oldu! Parka girişte gösterdim ve keskin mavi gözler solucan izlerini hemen görüvermeye başladı!

Suzan annemin işaret ettiği solucan dışkısı!

Gözlem sahamın içinde dolanırken yine Suzan annem bu sefer güzel ve küçük bir uğurböceği buluverdi. Bu böceği yakından geçen küçük bir kızla da paylaşma şansı yakaladık.

Soğuktan dolayı hareketsizleşen bu uğurböceği kendisine dinlenmek için güneş alan bir yaprak seçmiş.

Atkestaneleri hem yapraklarını hem de tohumlarını iyiden iyiye saçmış, çınarlar ona yaklaşmakta. Güz çiğdemleri Belgrad Parkı’nda açmak üzere, ancak burada henüz çiçeklenmemişler bile. Hindibalar ise sapsarı, güzelim çiçeklerini açıp parkı şenlendirmişler.

Her cebe bir tane lazım: atkestanesi tohumları!

Bu haftasının asıl sürprizi alaca ağaçkakan oldu. Abbasağa’da! Bir alaca ağaçkakan! İnanılmaz! Ağaçkakanı babasıyla parkta dolaşmaya çıkan küçük bir erkek çocuğa gösterme şansı yakaladık!

Sürpriz!

Sevgili Komşum Abbasağa, iyi ki varsın! Alper söylemişti de kulaklarıma inanamıştım. Belediye bir zamanlar senin yerini otopark yapmak istemiş öyle mi? Akıl alır gibi değil!

Kısmetse haftaya görüşmek üzere sağlıcakla kal…

Notlar:

Eski bir Ermeni Mezarlığı olduğunu keşfettiğim ve tarihi 1665 yılına dayanan Abbasağa hakkında bir yazı için tıklayın…

1940 yılında parka dönüştürülmüş. Bu sırada, alanın mezarlık olduğu hissedilmesin diye servilerin çoğunu kesmişler. Ancak hala birkaç tane var. Neler şahit olmuş bu serviler, diler gelseler de paylaşsalar…

Çelik Gülersoy bugünkü haline ‘harabe’ demiş. Bu halde bile bu kadar güzelse kimbilir zamanında nasıldı?

Mevsimlerle Abbasağa Parkı, Hafta 2: Abbasağa@Sonbahar Mevsimi

15 Ekim 2011, Saat: 12.15-12.45, Bulut (Kapalılık) Oranı: 10/10, Yağmurlu, Rüzgar: Karayel, Rüzgar Şiddeti: 6 Beaufort (26 km/sa), Sıcaklık: 12 °C, Gözlemciler: Meltem ve Alper, sonlara doğru Utku

Şiddetli ve gökgürültülü bir fırtınaya rağmen sıcak olan Çukurova bölgesinden dün gece döndüm. İstanbul’u üşümeye başlamış buldum. Gökyüzü stratüs bulutlarıyla kaplı. Yağmur neredeyse kesintisiz. Rüzgar karayel ile poyraz arasında gidip geliyor.

Geçtiğimiz hafta suya hasretken bıraktığım Komşum Abbasağayı bu hafta ıslak buldum. Dolayısıyla toprak yüzeyinde ilk aradığım solucan dışkıları oldu. Düşmüş yaprakları toprak altına çekerek yiyen solucanlar, yapraklardaki besinleri dışkıları yoluyla toprağa yeniden karıştırmak gibi muazzam bir görevi üstlenmişler. Toprakta adım başı solucan dışkısına rastladım.

Ağaçlar yapraklarını henüz hala tam bırakmaya başlamamış. Bu konuda hızlanan çınara henüz akasyalar bile yaklaşamamış. Ancak atkestaneleri tohumlarını dökmeye başlamış. Gözlem noktamda kayıt aldıktan sonra dolaştığımız parkta Alper kestane tohumlarıyla çocuklar gibi oynadı!

Parka girişte bizi gürültücü bir yeşil papağan karşıladı. Geçen haftaki sessizliğe karşın bu hafta park görece kuş doluydu: çıt çıt sesleriyle etrafımızda saklambaç oynayan kızılgerdan, salıncakları boş bulan ve neşeli seslerle bunların üzerinde dolanan büyük baştankaralar, papağanla baş edemeyip hızla uzaklaşan bir leş kargası.

Bu haftanın yeni keşfi ise bir tür çiğdem oldu. Sanırım güz çiğdemi. Ancak henüz açmamışlar. Bundan bir kaç yıl önce az sayıda da olsa çiçekli halde görmüştük. Bugünse çok sayıda çiğdeme rastladık. Belediye, dışarıdan getirdiği şerit/halı çimlerle Abbasağa toprağını ve yağmur görünce başını kaldırmış binbir çeşit otu/bitkiyi boğmazsa çiğdemler üç vakte kadar çiçek açarlar.

Kimbilir, belki haftaya ziyaretimde toprağı çiğdem halısıyla kaplanmış bulurum. Ne dersiniz? Yoksa park-bahçe anlayışı çimlendirmeden ve çalı ile ağaçları acımasızca budamadan ibaret olan İstanbul belediyelerine karşı beni çok mu hayalperest buldunuz?

Bir kaç yıl önce Abbasağa'da bize sürpriz yapan güz çiğdemleri. Foto: Alper Akyüz
Bu hafta Abbasağa'da henüz çiçek açmamış çiğdemler